Müzikle odaklanmak: ne zaman yardım eder, ne zaman bozar

Müzikle odaklanmak bende bazen işe yarıyor, bazen tam tersini yapıyor. Hangi işte müziğin yardım ettiğini ve kendi kurallarımı anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Playlist hazırlamak, çalışmaya başlamamın en sevdiğim bahanelerinden biri. Masaya oturuyorum, "önce müzik" diyorum, yarım saat sonra elimde harika bir liste var ama iş yerinde duruyor. Müzikle odaklanmak bende bu yüzden hep iki yüzlü oldu: Doğru yerde ve doğru işte gerçekten yardım ediyor, yanlış anda ise işin kendisinden daha fazla zamanımı yiyor.

Bu yazıda müziğin hangi anlarda işime yaradığını, hangi anlarda bozduğunu ve zamanla kendime koyduğum küçük kuralları anlatıyorum. Bir uzman değilim; sadece masamda çok deneme yapmış, bu denemelerden çıkan notları tutmuş biriyim. Senin deneyimin farklı çıkabilir ve bu gayet normal.

Kısaca: Müzik, tekrarlı ve mekanik işlerde ya da işe başlama anında yardım edebilir; dil gerektiren işlerde, yeni ve duygusu yüksek parçalarda ise dikkati dağıtabilir. Herkeste aynı sonucu vermez, bu bir tedavi de değil. Kısa denemelerle kendi ritmini bulmak en sağlıklısı.

Müzikle odaklanmak ne zaman işe yarıyor?

Bende müziğin en rahat çalıştığı yer, beynimin tam olarak kullanılmadığı ama sıkıldığı işler. Dosya adlandırmak, bir tabloyu temize çekmek, gelen kutusunu ayıklamak, eski notları düzenlemek gibi. Bu tür işlerde sessizlik beni kendi düşüncelerime bırakıyor; müzik ise beynime hafif bir meşgale veriyor ve ben de elimdeki işi bitiriyorum.

Müziğin bir başka işlevi de başlangıç enerjisi. Bazı günler masaya oturup ilk hareketi yapamıyorum. Böyle anlarda tanıdık, tempolu bir parça açıp ilk on dakikayı ona eşlik ettiriyorum. Ritim beni biraz ileri itiyor; bir şey yapmaya başladıktan sonra çoğu zaman müziğin gerekliliği azalıyor.

Ve bir de tanıdıklık meselesi. İyi bildiğim, defalarca dinlediğim parçalar arka plana kolay düşüyor. Çünkü beynim onlara karşı "ne olacak" merakını çoktan tüketmiş durumda. Sürpriz kalmayınca dikkat çekmiyor, ama yine de ortamı dolduruyor.

Bir de enerji ayarı var. Yorgun, ağır hissettiğim günlerde biraz tempolu müzik beni toparlıyor; çok yoğun ve gergin hissettiğim günlerde ise aynı müzik gerginliği artırıyor. Yani müziği seçerken sadece "işime uygun mu" diye değil, "şu an bedenim hangi hızda" diye de bakıyorum. Bu soruyu ilk sorduğumda biraz şaşırmıştım; ama işime yaradı.

Müzik ne zaman bozuyor?

Dil gerektiren işlerde. Bir yazı yazarken, karmaşık bir metin okurken ya da bir mesajı düşünerek cevaplarken müzik beni çoğu zaman yoruyor. İçimden birileri farklı bir şey söylüyormuş gibi oluyor; kelimeler birbirine karışıyor.

İkinci sorun yeni müzik. Daha önce dinlemediğim bir parça çalarsa, dikkatim otomatik olarak ona kayıyor: Bu ne, kim söylüyor, çok güzelmiş, kaydedeyim, bak şu kısımda ne oluyor... Bir dakika sonra elimde müzik uygulaması var, iş ekranda ama yok.

Üçüncüsü, duygusu yüksek parçalar. Dramatik bir giriş, bir şarkıdaki ağır bir nakarat beni bir anda başka bir yere götürebiliyor. O an çalışıyor değilim, bir şeyi hissediyorum. Bu da kötü değil, ama çalışma bloğunda istediğim şey o değil.

Yeni bir şey öğrenmem gereken işlerde de müziği genelde kapatıyorum. Bir konuyu ilk kez anlamaya çalışırken zihnimin tüm boş yerlerine ihtiyacım var; arkada bir şey çalınca bir kısmı ona gidiyor ve aynı paragrafı üç kez okuyorum. Bir şeyi öğrendikten sonra tekrar ederken ise müzik geri dönebiliyor.

Son olarak ses seviyesi. Müziği açtıkça çalışmanın kalitesi düşüyor; kulağım o ses seviyesine alıştıkça farkında olmadan yükseltiyorum. Yanımdaki biri konuşsa duyabileceğim bir seviye, benim için güvenli sınır oluyor.

Playlist tuzağı

Müzikle ilgili en büyük tuzak aslında müziğin kendisi değil, onu seçme süreci. "Şu an hangi ruh hâlindeyim, hangi liste uyar" diye düşünürken çalışmaya hiç başlamamış oluyorum. Seçmek hem keyifli hem de yeni bir şey bulmanın kıvılcımını taşıyor, o yüzden ertelemenin çok kibar bir biçimi.

Benim çözümüm sıkıcı ama etkili: Sınırlı sayıda liste. Önceden hazırladığım üç dört liste var ve ben sadece onlar arasından seçiyorum. Karar vermekten kaçınmak için çoğu zaman en üstteki listeyi açıp işe giriyorum. Atlama tuşuna basmama konusunda da kendime söz verdim; bir parçayı sevmediysem kapatıp başka bir listeye geçiyorum ama tek tek parça seçmiyorum. Bu küçük sınır bana şaşırtıcı derecede çok zaman kazandırdı.

Bir de şunu fark ettim: Liste uzunsa ve bitmiyorsa, hiçbir parçaya "şimdi dur" demiyorum. Liste kısaysa, sona yaklaştığında kendiliğinden bir mola noktası beliriyor. Bu da müziğin zamanı ölçen bir saate dönüşmesini sağlıyor; biten liste, "yarım saat doldu" demek oluyor.

Müziği başlama aracı olarak kullanmak

Bende müziğin en güvenilir kullanımı bu. Aynı albümü ya da aynı listeyi bir iş kapısı gibi kullanıyorum: Açıldığında "şimdi iş zamanı" demek. Zamanla beynim bu bağı kuruyor ve ilk parça başladığında zaten bir şeye başlamak biraz kolaylaşıyor.

İlk yirmi dakikadan sonra müziği kısabiliyorum ya da kapatabiliyorum. Başladıktan sonra iş kendi ivmesini bulabiliyor. Müzik bir başlatıcı, devamlı bir yakıt olmak zorunda değil. Bu bakış, onu "ya gün boyu ya hiç" ikilisinden kurtarıyor.

Kendi kurallarım

Zamanla kendime koyduğum küçük kurallar şöyle:

  • Mekanik işte müzik, dil işinde sessizlik ya da sözsüz ses.
  • Yeni keşfedilmiş parçalar çalışma bloğunda değil, molada dinlenir.
  • Liste önceden hazırlanır; çalışma anında parça seçilmez.
  • Ses seviyesi düşük kalır, kulağı yormaz.
  • Dikkatim müziğe kayıyorsa müziği kapatırım; bu bir yenilgi değil bir ayardır.

Bu kuralların her biri bir gün farklı olabilir. Önemli olan kuralı kutsal bir şey gibi görmemek, işe yarıyorsa kullanmak.

İki gün, aynı iş: küçük bir deney

Müziğin sana yardım edip etmediğini anlamak için basit bir deney öneriyorum:

  1. Bir gün için yirmi dakikalık bir işi sessiz yap.
  2. Ertesi gün aynı türden bir işi tanıdık bir müzikle yap.
  3. Her ikisinde de kendine şunu sor: İşe dönmek kolay mıydı? Bittiğinde yorgun muydum?
  4. Sonucu bir deftere iki satırla yaz.

Birkaç hafta sonunda kendi eğilimini görmeye başlarsın. Dikkatinle ilgili genel bir zorlanma yaşıyorsan, bir ortam ayarı tek başına yeterli olmayabilir; bunu bir psikiyatriste ya da psikoloğa anlatmak iyi bir adım olur. Müzik tercihleri, tanının ya da desteğin yerini tutmaz.

Kendime not

Müzik benim için ne büyük bir çözüm ne de büyük bir düşman. Küçük bir araç; doğru işte parlıyor, yanlış işte kenarda duruyor. Bazı insanlar müzik olmadan çalışamadığını söylüyor, bazıları tek nota duyunca bölünüyor. İkisi de bir eksiklik değil; sadece farklı kulaklar, farklı beyinler. Arkadaşlarımın bir kısmı müziği masaya oturmanın şartı sayıyor, benimse sadece bazı günlerin bonusu. Playlist hazırlamaya gün batımına kadar harcadığım zamanlar da oldu, onlara da kızmıyorum. Bugün masaya oturduğumda ilk sorum "hangi şarkı?" değil, "hangi iş?" olsun istiyorum. Müzik, ikinci soru.

Sık sorulanlar

Çalışırken müzik dinlemek odaklanmayı artırır mı?

Kişiye ve işe göre değişir. Bazı insanlar için müzik sıkıcı, tekrarlı işleri kolaylaştırır; bazıları için ise özellikle okuma ve yazma gibi dil gerektiren işlerde dikkati dağıtır. Kısa denemelerle kendi tepkini gözlemlemek en doğrusu.

DEHB'li biri için müzik dikkat dağıtıcı mıdır?

Herkes için aynı değildir. Bazı DEHB'li insanlar müzikle daha rahat başlar, bazıları müziğin kendisine takılır. Müziğin DEHB'i tedavi ettiği ya da herkese yardım ettiği söylenemez; bu bir ortam tercihidir.

Çalışırken hangi müziği dinlemeli?

Tek bir doğru yok. Çoğu insan için tanıdık, dalgalanması az ve sözsüz ya da sözleri arka planda kalan müzikler daha kolay olur. Yeni keşfettiğin ya da duygusunu yükselten şarkılar ise dikkatini çekebilir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir