Sözlü müzik mi sözsüz müzik mi: çalışırken hangisi bana uyar?

Çalışırken sözlü müzik mi sözsüz müzik mi daha iyi? Sözlere kapıldığım anları, yabancı dildeki şarkıları ve işe göre değişen tercihlerimi paylaşıyorum.

· · 5 dk okuma

Bir şarkının sözlerini fark ettiğim an, işi bıraktığım andır. Çoğu zaman bunu fark etmem bile; bir bakıyorum, yarım cümle yazmışım, beynimin yarısı nakaratı mırıldanıyor, öbür yarısı da "ne diyordu bu sanatçı" diye düşünüyor. Sözlü müzik mi sözsüz müzik mi sorusu, bende ilk bakışta basit görünüyor ama günün ve işin türüne göre cevabı değişiyor.

Bu yazıda sözlü ve sözsüz müziği kendi masamda nasıl denediğimi, hangi iş için hangisini seçtiğimi ve ikisinin arasında bulduğum küçük yolları anlatıyorum. Bir uzman değilim; sadece kendi deneyimimi ve çevremdeki DEHB'li birkaç insandan duyduklarımı aktarıyorum. Senin kulağın başka sonuca varırsa, bunun doğrusu da o.

Kısaca: Sözler beyni dil işlemeye çağırdığı için özellikle okuma ve yazma işlerinde dikkati bölebilir; sözsüz müzik çoğu zaman daha kolay arka plana düşer. Ama bu bir kural değil, bir eğilim. Tanıdık, kısık ve dalgalanması az müzik hem sözlüde hem sözsüzde işe yarayabilir; hangisinin sana uyduğunu kısa denemelerle bulabilirsin.

Sözlü müzik mi sözsüz müzik mi: fark tam olarak nerede?

Sözlü şarkıda iki şey aynı anda oluyor: melodi ve anlam. Melodi arka planda akabilir ama anlam çoğu zaman beni kendine çağırıyor. Sözleri duyduğum anda beynim "bu ne diyor, hangi hikâyeyi anlatıyor" diye düşünmeye başlıyor. Bu da özellikle sözcüklerle uğraştığım işlerde, bir yazı yazarken ya da bir metin okurken, iki ayrı dilin birbirine karışmasına benziyor.

Sözsüz müzikte bu çatışma azalıyor. Üzerinde "anlam çıkarma" yükü yok; melodiyi dinleyebilirim ama ona katılmam gerekmiyor. Bu yüzden ben yazı ve okuma işlerinde sözsüz müziği, bazen de hiç müzik olmamasını tercih ediyorum. Çevremde sözlü şarkıyla gayet rahat yazı yazanlar da var; artık buna şaşırmıyorum.

Bunu bilimsel bir kesinlik gibi sunmuyorum. Kendi masamda gördüğüm tablo bu; başka biri aynı işi sözlü şarkıyla çok rahat yapabilir.

Sözler neden beni içine çekiyor?

Üç nedenini fark ettim.

Birincisi, hikâye. Her şarkı küçük bir hikâye ve ben hikâyeye kolay kapılıyorum. Sözü duyduğumda duygu da geliyor; bir ayrılık şarkısı bir anda bir ruh hâline dönüşüyor.

İkincisi, eşlik etme isteği. Sevdiğim bir şarkıda içimden eşlik etmeye başlıyorum. Dudaklarım kıpırdıyor, parmağım ritim tutuyor. Bu o an keyifli ama işi bölüyor. Yirmi dakika sonra fark ediyorum ki ekranda hiçbir şey değişmemiş, ama ben bütün albümü bitirmişim.

Üçüncüsü, merak. Sözün ne dediğini yakalamaya çalışmak da başlı başına bir iş; kulağım bir şeyi çözmeye çalışırken diğer işe ayıracak yer kalmıyor.

Yabancı dildeki ve tanıdık şarkılar

Bir ara şunu denedim: Sözlerini anlamadığım dillerde şarkılar dinledim. Sonuç şaşırtıcıydı. Sesler bir enstrüman gibi arka plana yerleşti; ben de bu sayede melodinin keyfini alıp işime devam edebildim. Anlamadığım dil, beynimden yük almıyordu. Üstelik sözleri çözmeye çalışmadığım için merakım da devreye girmiyordu.

Ama bu da her zaman tutmadı. Duygusu güçlü bir şarkı, hangi dilde olursa olsun beni yakalayabiliyor; ezbere bildiğim şarkılarda ise sözleri zaten biliyorum, anlam kendiliğinden geliyor. Yani işin sırrı dil değil, "bu şarkı beni içine çekiyor mu" sorusuymuş. Bunu yabancı dil taktiğinden çok bir tür duygu ölçüsü olarak görüyorum.

Sözsüz müzik de her zaman iyi değil

Sözsüz müzik güvenli liman gibi görünüyor, ama dikkat etmem gereken noktalar var.

  • Dramatik film müzikleri: Bir anda yükselen yaylılar ya da gürleyen davullar beni irkilttiği gibi duygusal olarak da başka bir yere götürüyor.
  • Çok değişken parçalar: Tempo ya da hava sürekli değişiyorsa beynim her değişimi fark ediyor.
  • Çok hareketli ritimler: Bir noktadan sonra bedenim ritme eşlik etmek istiyor, çalışmayı bırakıyorum.
  • Tek tonlu uzun parçalar: Bu kez de beni uyutabiliyor.

Bende iyi çalışanlar daha yavaş akan, bir yerlere sıçramayan, dalgalanmasız parçalar. Benim için asıl ölçü sözlü ya da sözsüz olmasından çok, "dalgalanma" oluyor. Küçük bir not daha: "sözsüz" diye hazırlanmış listelerin içinde bile arada sözlü bir parça çıkabiliyor. O an zaten dikkatim kaydıktan sonra fark ediyorum; bu yüzden çalışma listemi önceden gözden geçirip sözlü parçaları ayıklıyorum.

Hangi iş için hangisi?

Kesin bir tablom yok ama genel eğilimim şöyle:

  1. Yazı yazmak, mesajları düşünerek cevaplamak: Sessizlik ya da çok kısık sözsüz ses.
  2. Yeni bir konuyu okumak ve anlamak: Çoğu zaman sessizlik.
  3. Tablo, e-posta ayıklama, dosya düzenleme: Tanıdık sözsüz ya da kısık sözlü müzik.
  4. Sıkıcı, tekrarlı işler: Sevdiğim şarkılar; hatta eşlik etmek bile sorun değil.
  5. Başlamakta zorlandığım anlar: Beni hareketlendiren tanıdık bir şarkı, ilk on dakika için.

Bu eşleşmeler sabit değil. Uykusuz bir günde yazı işinde sessizlik bile yorabiliyor, iyi dinlenmiş bir günde sözlü bir parçayla bile idare edebiliyorum. Yani listeyi bir yasa gibi değil, çalışma notu gibi okuyorum.

Ara yol: sözler arka planda kalsın

Her ikisini de sevdiğim için bazen ara yola gidiyorum. Sesi çok kısık tutuyorum; öyle ki sözler tek tek seçilmesin, sadece bir ses dokusu olsun. Ya da sözlerin neredeyse anlaşılmadığı müzik türlerini seçiyorum. Bu çözüm her zaman işe yaramıyor, ama işe yaradığında sözlü müziğin sıcaklığını koruyup anlamın yükünü azaltıyor.

Bir de "şarkıya bakmama" kuralı koydum: Çalma listesinin ekranını açmıyorum, sözleri okumuyorum, hangi sanatçı olduğunu da merak etmiyorum. Müzik arkada kalsın, merakım da işin üzerinde.

Kendi cevabını bulmak için küçük bir deney

Sana düz bir kural vermek yerine bir deney önereyim:

  1. Aynı türde bir işi üç gün üst üste yap; mesela yirmi dakikalık yazı.
  2. İlk gün sessiz, ikinci gün sözsüz, üçüncü gün sözlü müzikle çalış.
  3. Her günün sonunda iki cümle not al: "Dikkatim ne kadar dağıldı? İşe dönmek kolay mıydı?"

Üç günün sonunda eğilimini görürsün. Bir sonuç çıkmazsa ya da üç gün de aynı geldiyse, bu da bir sonuç; o zaman müzik senin için çok belirleyici bir etken değil demektir ve enerjini başka bir ortam ayarına ayırabilirsin. Gün ve iş tipi de sonucu değiştirir, o yüzden yargıyı çok sertleştirme. Dikkatinle ilgili daha geniş bir zorlanma yaşıyorsan bunu bir psikiyatriste ya da psikoloğa anlatmak iyi bir adımdır; müzik tercihi bir tanı aracı değil.

Son söz

Sözlü ya da sözsüz, benim için en önemli ölçü, müziğin bana ne yaptığıdır; adı değil. Bir şarkı beni içine çekiyorsa, onu mola için saklıyorum. Beni masada tutuyorsa, çalışma listesine alıyorum. Bunun dışında, kendimi sözlü şarkıyı çok sevdiğim için ya da sevemediğim için yargılamamaya çalışıyorum. Müzik zevki bir karakter ölçüsü değil, bir ortam ayarı.

Sık sorulanlar

Çalışırken sözlü şarkı dinlemek dikkati dağıtır mı?

Çoğu insan için sözler, özellikle okuma ve yazma işlerinde dikkati bölebilir; çünkü beyin sözleri anlamaya çalışabilir. Ama bu herkes için geçerli değil. Bazı kişiler sözlü şarkılarla rahat çalışır, bu yüzden kendi tepkini gözlemlemek önemlidir.

Yabancı dildeki şarkılar çalışırken daha mı az dikkat dağıtır?

Bazı insanlar için evet; sözleri anlamayınca ses sadece bir enstrüman gibi arka plana düşebilir. Ama tanıdık ya da duygusu güçlü şarkılar yabancı dilde de dikkati çekebilir. Kesin bir kural yok.

DEHB'li biri çalışırken hangi müziği seçmeli?

Tek bir doğru yok. Çoğu zaman tanıdık, dalgalanması az ve sözleri arka planda kalan müzikler başlangıç için denenebilir. Hangisinin işe yaradığını kısa denemelerle bulmak en güvenlisi.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir