“Pardon.” “Kusura bakma.” “Özür dilerim, yine ben.” Bir günde kaç kez söylüyorum, hiç saymadım; ama sayarsam şaşıracağımdan eminim. Kapıda birine yol verirken, bir mesaja geç cevap verirken, hatta sorulan bir soruya cevap verirken bile bir özür cümlesi ağzımdan kendiliğinden çıkabiliyor.
Sürekli özür dilemek ilk bakışta nezaket gibi görünüyor. Ama bir noktadan sonra yorucu bir döngüye dönüşüyor. Bu yazıda o döngüyü, nereden beslendiğini ve onu yavaşlatmak için neler denediğimi paylaşıyorum.
Kısaca: Sürekli özür dilemek, DEHB'li birçok yetişkinde yıllarca düzeltilmenin bıraktığı bir refleks olabilir. Refleks özür, ön özür ve gerçek özürü ayırmak, özür yerine çoğu zaman teşekkür etmek ve döngüyü yavaşlatmak yükü hafifletir. Süren bir suçluluk ya da utanç varsa bir uzmanla konuşmak iyi olur.
Sürekli özür dilemek: nezaket mi, refleks mi?
Bir özrün ne zaman nezaket, ne zaman refleks olduğunu ayırmak her zaman kolay değil. Bir hata yaptığımda, birini kırdığımda, bir sözümü tutmadığımda özür dilemek elbette yerinde. Ama özür dilediğim şeylerin bir kısmında kimseye bir zararım yok. Sadece varlığım, sorum, isteğim ya da zamanım “fazla” gibi geliyor.
Kendime sorduğum bir test var: “Bu özrü dilediğimde karşımdaki kişi ne kaybetti?” Cevap çoğu zaman “hiçbir şey.” O zaman bu muhtemelen bir refleks. Refleks özür, bir hatayı onarmıyor; benim içimdeki gerginliği azaltmaya çalışıyor.
Özür dileme döngüsü nasıl işliyor?
Benim gözlemlediğim döngü şuna benziyor:
- Küçük bir aksilik oluyor: geç kalma, unutma, bir şeyi düşürme.
- İçimde bir utanç ve gerginlik yükseliyor.
- Gerginliği azaltmak için hemen “özür dilerim” diyorum, bazen birkaç kez.
- Karşımdaki “önemli değil” diyor ama ben rahatlamıyorum.
- Rahatlamadığım için bir sonraki aksilikte özrü daha hızlı ve daha sık söylüyorum.
Bu döngünün tuhaf yanı, özrün gerçekten bir şeyi çözmemesi. Çözdüğü tek şey, o anki gerginliğin birkaç saniyelik azalması. Ama bu azalma, bir sonraki gerginlikte yeniden özür dilememi pekiştiriyor.
Bir de karşımdakinin yükü var. Sürekli özür dilenen biri, sonunda “önemli değil” demekten yorulabiliyor. Bazen ilişkide huzursuz bir ritim kuruluyor: Ben özür diliyorum, o teselli ediyor. Bu da ikimizi de yoruyor.
DEHB'de bu döngü neden bu kadar yaygın olabilir?
Kesin bir neden söyleyemem; ama kendi gözlemim ve pek çok DEHB'li yetişkinin anlattıkları benzer noktalara işaret ediyor.
Yıllarca düzeltilmek. “Yine mi unuttun, neden geç kaldın, dikkat et.” Bu cümleleri çok duyan biri, hata yapmadan önce bile özür dilemeye başlayabiliyor. Özür, bir tür koruyucu kalkana dönüşüyor.
Gerçekten sık aksilik yaşamak. Unutmak, gecikmek, dağıtmak DEHB'de gündelik yaşamın parçası olabiliyor. Sık aksilik, sık özür demek. Zamanla özür, sıradan bir cümle gibi sıklaşıyor.
Reddedilme hassasiyeti. Birinin hayal kırıklığına uğramasını hissetmek çok acı gelebiliyor. Özür, bu acıyı önceden yatıştırma çabası olabiliyor.
Utanç. Utanç “ben kötüyüm” derken, özür “kötü olduğum için özür dilerim” demeye başlıyor. O noktada özür, bir davranış hakkında değil, varlığım hakkında bir cümleye dönüşüyor.
Kendi kendime özür dilerken
Özür döngüsü sadece başkalarına değil, bazen içimdeki sese de uzanıyor. Akşam eve gelip günü gözden geçirirken kendi kendime “Yine yapamadım, kusura bakma” dediğim oluyor. Kime özür diliyorum, tam bilmiyorum. Belki geçmişteki bana, belki beklentileri karşılayamayan bir ideale. Bu iç özür, dışarıdakinden bile ağır olabiliyor; çünkü karşısında “önemli değil” diyen biri yok.
O anlarda kendime başka bir cümle denemeye çalışıyorum: “Bugün yorulmuştum, elimden geleni yaptım.” Bu cümle bir özür değil, bir açıklama; ve açıklama ile özür arasındaki fark, yükün ağırlığını değiştiriyor.
Üç tür özür: refleks, ön özür, gerçek özür
Kendimi izlerken özrü üç gruba ayırmaya başladım:
- Refleks özür. Hiç düşünmeden çıkan, çoğunlukla gereksiz: “Pardon, bir soru sorabilir miyim?”, “Kusura bakma, çok yer kaplıyorum.”
- Ön özür. Henüz hiçbir şey olmadan, olası bir eleştiriyi önlemek için söylenen: “Şunu yapıyorum ama pek iyi olmayabilir, özür dilerim.” Bu, kendimi yargıdan korumanın bir yolu.
- Gerçek özür. Bir zarar ya da kırgınlık olduğunda, sorumluluk alarak söylenen: “Seni beklettim, bu seni yordu. Üzgünüm.”
Gerçek özür değerli. Refleks ve ön özür ise, gerçek özrün kıymetini düşürüyor. Her şey için özür dilersem, gerçekten gerektiğinde söylediğim özrün ağırlığı kalmıyor.
Özür yerine ne söyleyebilirim?
Benim için en işe yarayan değişim, özrü teşekkürle değiştirmek oldu. Teşekkür hem daha sıcak, hem de utanç yerine minneti öne çıkarıyor. Bazı örnekler:
- “Geciktiğim için özür dilerim” yerine “Beklediğin için teşekkür ederim.”
- “Sürekli soru sorduğum için kusura bakma” yerine “Sorularımı yanıtladığın için sağ ol.”
- “Çok konuştum, özür dilerim” yerine “Dinlediğin için teşekkürler.”
- “Dağınık için özür dilerim” yerine “Anlayışın için teşekkür ederim.”
Bu değişim ilk başta yapay geldi. Ama birkaç hafta sonra, hem karşımdakinin tepkisinin hem de kendi hissimin farklılaştığını fark ettim. Teşekkür ettiğimde, karşımdaki gülümsüyordu; özür dilediğimde ise hemen teselli etmeye çalışıyordu. Teşekkür, ilişkiye daha hafif bir ton katıyor.
Bazen de hiçbir şey demek yeterli. Bir hata küçükse, düzeltip devam etmek, uzun bir özürden daha rahat olabilir.
Döngüyü yavaşlatmak için küçük adımlar
Bu refleksi tamamen silmeye çalışmıyorum; sadece yavaşlatmaya çalışıyorum. Denediğim birkaç şey:
- Cümleyi yarıda yakalamak. “Özür di—” diye başlarsam durup cümleyi değiştirmeye çalışıyorum. Her seferinde başaramıyorum, ama fark etmek bile bir adım.
- Bir gün için sayı tutmak. Sadece merak için: Bugün kaç kez özür diledim? Rakam bazen şaşırtıcı. Yargılamadan yazıyorum.
- Özrün arkasındaki duyguyu bulmak. “Şu an utanıyorum” ya da “reddedilmekten korkuyorum.” Duyguyu adlandırınca, özrün yükü hafifliyor.
- Kendime sormak: “Bu gerçekten bir hata mı, yoksa sadece varlığımın izi mi?”
- Gerçek hatalarda sade kalmak. “Hata yaptım, düzeltiyorum, üzgünüm.” Uzun açıklamalara ve kendini suçlamaya gerek yok.
Son söz
Sürekli özür dilemek bir kusur değil; çoğu zaman uzun süre taşınan bir utancın dışa vuruşu. Bu yüzden onu bastırmaya çalışmak yerine anlamaya çalışmak daha nazik. Özür dileme refleksi azaldıkça, içimdeki yük de hafifliyor.
Bir şeyi de açıkça söyleyeyim: özür dilemeyi azaltmak, hatalarının sorumluluğundan kaçmak demek değil. Gerçekten bir kırgınlık yarattığımda, kısa ve içten bir özür hâlâ en doğru yol. Fark, özrü bir kalkan olarak değil, bir köprü olarak kullanmakta.
Eğer bu döngü seni ciddi biçimde yoruyorsa, sürekli suçluluk ya da değersizlik hissi taşıyorsan, bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak iyi bir adım olabilir. Yalnız taşımak zorunda değilsin. Bu hafta tek bir özrü teşekkürle değiştirmeyi deneyebilirsin; küçük bir adım ama kıymetli.