Sonsuz kaydırma: DEHB'de farkında olmadan geçen dakikalar

Sonsuz kaydırma DEHB'li zihinde zamanı nasıl eritiyor? Akışta kaybolduğum dakikaları fark etmek ve kendime durma noktaları yaratmak için denediklerim.

· · 5 dk okuma

Başparmağımın bazen benden bağımsız bir hayatı var gibi. Ben bir şey düşünürken o yukarı doğru kaydırıyor; bir video bitiyor, bir başkası başlıyor, bir fotoğraf, bir şaka, bir haber. Kafamı kaldırdığımda odadaki ışık değişmiş oluyor.

Sonsuz kaydırma, dijital hayatımda en çok zamanın kaybolduğu yer. Ne kadar süre geçtiğini sorduğumda içimden gelen cevap hep “birkaç dakika”. Telefonun ekran süresi raporu ise çoğu zaman başka bir şey söylüyor. DEHB ile yaşarken zaman zaten kaygan bir şey; akış ise onu iyice eritiyor.

Kısaca: Sonsuz kaydırmanın zorluğu, bitiş noktasının olmaması. DEHB'de zaman algısı da bulanık olabildiği için dakikalar fark edilmeden saatlere dönüşebiliyor. Bende işe yarayan, akışa yapay durma noktaları eklemek ve kaydırmaya başlamadan önce küçük bir sürtünme yaratmak oldu.

Sonsuz kaydırma neden bu kadar çekici?

Bir kitabın bölüm sonu var. Bir dizinin bölümü bitiyor. Bir gazetenin son sayfası var. Bu sonlar küçük ama önemli işaretler; “burada durabilirsin” diyorlar. Sonsuz akışta böyle bir işaret yok. Her zaman bir sonraki var.

Bir de ne geleceğini bilmemek var. Bazen sıkıcı bir şey çıkıyor, bazen çok komik bir şey. Bu belirsizlik “bir tane daha bakayım” isteğini canlı tutuyor. Benim deneyimimde bu döngü özellikle yorgun, sıkılmış ya da bunalmış olduğum anlarda güçleniyor. Akış, o anki duygudan kaçmak için hazır bir kapı gibi.

DEHB'de dikkat, ilgi çekici ve hızlı değişen şeylere kolayca kayabiliyor. Akış tam olarak bu: hızlı, değişken, uyarıcı. Bu yüzden bunu bir irade meselesi olarak görmeyi bıraktım. Ortam, benim zayıf noktama göre tasarlanmış gibi duruyor.

Zaman körlüğü ve “birkaç dakika” yanılgısı

DEHB'li pek çok kişinin dile getirdiği bir şey var: zaman körlüğü. Zamanın akışını içeriden hissetmekte zorlanmak. Ben bunu en net kaydırırken yaşıyorum. Beş dakika ile kırk dakika arasındaki farkı içimde hissetmiyorum.

Bu yüzden içsel “artık yeter” hissine güvenmeyi bıraktım. O his ya çok geç geliyor ya hiç gelmiyor. Onun yerine dışarıdan gelen işaretlere ihtiyacım var. Saatin geçtiğini bana bir başkasının ya da bir şeyin söylemesi gerekiyor.

Bunu kabul etmek beni rahatlattı. Kendime “neden durmadın” diye sormak yerine “durmak için neye ihtiyacım vardı” diye sormaya başladım. İlk soru beni utandırıyordu. İkincisi ise bana yapabileceğim bir şey gösteriyordu.

Hangi anlarda daha çok kayıyorum?

Bir süre, kaydırmaya başladığım anları not ettim. Amacım kendimi yakalamak değil, kalıbı görmekti. Ortaya çıkan liste beni biraz şaşırttı, çünkü kaydırma çoğu zaman rastgele değildi:

  • Bir işi bitirdiğim an. Küçük bir görevi tamamladığımda kendime ödül gibi telefonu veriyordum ve o ödül bir saate yayılıyordu.
  • Bir işe başlamadan hemen önce. Zor bir işin eşiğinde, “önce biraz bakayım” diye başlayan kaydırma işin yerini alıyordu.
  • Beklerken. Su kaynarken, bir dosya yüklenirken, birini beklerken.
  • Akşam yorgunluğunda. Günün sonunda karar verecek enerjim kalmadığında, akış benim yerime karar veriyordu.
  • Kendimi yalnız ya da kaygılı hissettiğimde. Başkalarının hayatına bakmak, bir bağlantı hissi veriyordu.

Bu listeyi görmek, nereye müdahale edeceğimi gösterdi. Mesela bir işi bitirdiğimde telefonu değil, kısa bir yürüyüşü ödül yapmaya başladım. Zor bir işin eşiğinde ise önce işin en küçük parçasını yapıp sonra telefona bakmaya izin veriyorum. Çoğu zaman o küçük parça bitince telefonu unutuyorum.

Akışa durma noktaları eklemek

Akışın kendisi bir son vermiyorsa, ben ekleyebilirim. Denediğim ve bende az çok işe yarayan yöntemler şunlar:

  1. Zamanlayıcı kurmak. Kaydırmaya başlamadan önce telefonda on dakikalık bir zamanlayıcı başlatıyorum. Çaldığında devam edebilirim, ama en azından bir karar anı oluşuyor.
  2. Ekran süresi uyarısı. Telefonun kendi ekran süresi ayarlarından belirli uygulamalara günlük bir süre koydum. Süre dolduğunda çıkan ekran bir durma işareti gibi çalışıyor.
  3. Belirli bir yerde kaydırmak. Sadece belirli bir koltukta kaydırıyorum. Yatakta, masada ya da yürürken değil. Kalktığımda akış da bitiyor.
  4. Uygulamayı ana ekrandan kaldırmak. Silmedim, sadece görünmez yaptım. Açmak için arama yapmam gerekiyor. Bu küçük sürtünme otomatik açılışların bir kısmını durduruyor.
  5. Uygulama yerine tarayıcıdan girmek. Bazı platformlarda tarayıcı sürümü daha az akıcı. Bu bir dezavantaj gibi görünse de benim için tam aranan şey.
  6. Oturumdan çıkmak. Her seferinde yeniden giriş yapmak zorunda kalmak, “bir saniyeliğine bakayım” anlarının bir kısmını kendiliğinden eliyor.

Bunların hiçbiri kaydırmayı yasaklamıyor. Sadece akışın içine küçük bir kapı koyuyor, “çıkmak istersen buradan” diyen.

Kaydırırken fark ettiğim anda ne yapıyorum?

En önemli an, kaydırırken birden “ben ne yapıyorum” dediğim an. Eskiden bu anı bir suçlama izliyordu: Yine mi? Yine bir saat mi gitti? Bu suçlama beni daha kötü hissettiriyor ve garip bir şekilde kaydırmaya devam etmemi kolaylaştırıyordu. Kötü hissettiğimde kaçtığım yer yine akıştı.

Şimdi farklı bir şey deniyorum. Fark ettiğim anı küçük bir kazanım olarak görüyorum. Fark ettim, demek ki geri dönebilirim. Sonra kendime üç basit soru soruyorum:

  • Şu an nasıl hissediyorum?
  • Telefonu açmadan önce neden kaçıyordum?
  • Şimdi küçük bir sonraki adım ne olabilir?

Bazen cevap “yorgunum, dinlenmem lazım” oluyor. O zaman telefonu bırakıp gerçekten dinleniyorum. Bazen “bu işe başlamaktan çekiniyorum” oluyor. O zaman işin en küçük parçasını seçiyorum. Bazen de cevabı bulamıyorum; o zaman sadece kalkıp bir bardak su içiyorum. Bedeni hareket ettirmek, akıştan çıkmanın en sade yolu.

Kaydırmanın yerine ne koyuyorum?

Akış çoğu zaman bir ihtiyacı karşılıyor: dinlenme, uyarılma, bağlantı ya da kaçış. İhtiyacı görmezden gelip sadece kaydırmayı kesmeye çalıştığımda bir boşluk kalıyor ve o boşluk yine telefonla doluyor.

Bu yüzden yerine koyabileceğim küçük şeyler bulmaya çalıştım. Dinlenmek istiyorsam gözlerimi kapatıp birkaç dakika müzik dinlemek. Uyarılmaya ihtiyacım varsa kısa bir yürüyüş ya da bir şeyler karalamak. Birine bağlanmak istiyorsam akışa bakmak yerine o kişiye doğrudan yazmak.

Her zaman işe yaramıyor. Ama ihtiyacı görmek, akışın bana ne vaat ettiğini anlamamı sağladı. Çoğu zaman vaat ettiğini de vermiyordu zaten. Dinlenmek için girdiğim akıştan daha yorgun çıkıyor, bağlantı için girdiğim akıştan daha yalnız ayrılıyordum.

Bugünlük bu kadar

Sonsuz kaydırma hayatımdan tamamen çıkmadı ve belki hiç çıkmayacak. Ama artık onu bir düşman gibi değil, dikkatli olmam gereken bir akıntı gibi görüyorum. Akıntıya kapılmak normal. Önemli olan, kıyıya dönmenin yollarını önceden hazırlamak.

Bugün sadece bir durma noktası ekle. Bir zamanlayıcı, bir koltuk, bir soru. Bir sonraki sefer akıntıya kapıldığında o nokta seni bekliyor olacak.

Sık sorulanlar

Sonsuz kaydırma neden bu kadar zor bırakılıyor?

Akışın bir sonu yok ve her kaydırmada ne geleceği belli değil. Doğal bir durma noktası olmadığı için bırakma kararını tamamen kişinin vermesi gerekiyor; DEHB'de bu karar anı çoğu zaman kaçıyor.

Kaydırırken zamanın nasıl geçtiğini neden fark etmiyorum?

DEHB'li pek çok kişi zaman algısında zorlanıyor ve ilgi çekici bir şeye daldığında dakikalar çok hızlı akıyor. Bir zamanlayıcı ya da telefonun ekran süresi uyarısı gibi dış hatırlatıcılar bu boşluğu biraz kapatabiliyor.

Sosyal medyayı silmeden kaydırmayı nasıl azaltırım?

Uygulamayı ana ekrandan kaldırmak, sadece belirli bir yerde ya da saatte açmak ve açmadan önce ne için açtığını söylemek bende işe yaradı. Silmek yerine erişimi biraz zorlaştırmak daha sürdürülebilir oldu.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir