Ödev yapmak istemeyen çocuk: DEHB'de ödev kavgasını bitirmek

Ödev yapmak istemeyen çocuk çoğu zaman sıkışmış hisseder. DEHB'li çocukla LGS yılında ödev kavgalarını yumuşatmak için sakin ve uygulanabilir fikirler.

· · 5 dk okuma

Akşam yemeği bitmiş. Mutfakta bulaşık sesi, salonda kısık bir televizyon, çocuğun odasında ise uzun bir sessizlik. Kapıyı aralıyorsun: Defter açık, sayfa boş, çocuk tavana bakıyor. Bir sonraki cümleyi ikiniz de ezbere biliyorsunuz.

Ödev yapmak istemeyen çocuk sahnesi pek çok evde neredeyse her akşam tekrarlanıyor. LGS yılı geldiğinde bu sahne daha da geriliyor, çünkü artık her ödevin arkasında “sınav” kelimesi duruyor. Ebeveyn olarak değil, DEHB'li bir çocuk olarak o boş sayfanın karşısında oturan taraftım. Bu yazıda, o taraftan neler göründüğünü anlatmak istiyorum.

Kısaca: Ödev yapmak istemeyen çocuk çoğu zaman isteksizlikten değil; başlayamamaktan, belirsizlikten ya da yorgunluktan sıkışıyor. DEHB'li çocukla ödev kavgasını bitirmenin yolu daha sert kurallar değil; ödevi küçültmek, başlangıcı kolaylaştırmak ve aynı tarafta durmak.

Ödev yapmak istemeyen çocuk aslında ne söylüyor?

“İstemiyorum” kelimesi çoğu zaman gerçek cümlenin kısaltılmış hâli. Arkasında “Nereden başlayacağımı bilmiyorum”, “Bu konuyu anlamadım ve söylemeye utanıyorum” ya da “Bugün okulda zaten çok yoruldum” olabilir.

Çocukken ben bunları söyleyemezdim. Ne hissettiğimi kelimelere dökmeyi bilmiyordum. Bildiğim tek şey, defterin karşısına oturunca içimde bir ağırlık oluşmasıydı. Dışarıdan bakınca bu isteksizlik gibi görünüyordu; içeride ise bir tür donma vardı.

DEHB'li çocuklarda bir işe başlamak gerçekten zor olabiliyor. Beyin, sıkıcı ya da belirsiz görünen bir iş için gereken o ilk itkiyi bulmakta zorlanıyor. Bu, çocuğun karakteriyle ilgili bir mesele değil. Ama dışarıdan bakan biri için inat gibi görünmesi de son derece anlaşılır.

Kavga neden her akşam aynı yere varıyor?

Ödev kavgaları genelde tanıdık bir döngü izliyor. Çocuk başlamıyor, sen hatırlatıyorsun. O yine başlamıyor, sen sesini biraz yükseltiyorsun. O savunmaya geçiyor, sen yoruluyorsun. Sonunda ya ödev gözyaşıyla yapılıyor ya da hiç yapılmıyor. Ertesi akşam her şey baştan.

Bu döngüde kimse kötü niyetli değil. Sen çocuğunun geride kalmasından korkuyorsun; o ise beceremediğini düşündüğü bir şeyle yüz yüze gelmekten. İki korku birbirine çarpınca ortaya kavga çıkıyor.

Döngüyü kırmak için önce bunu görmek gerekiyor: Kavga, ödevle ilgili olmaktan çok, iki tarafın da kaygısıyla ilgili. Kaygı azaldığında, ödev çoğu zaman olduğundan küçük görünmeye başlıyor.

Bir de zamanlama meselesi var. Ödev konuşması çoğu zaman en yorgun saatte açılıyor: Çocuk okuldan bitkin gelmiş, sen işten ya da evin bitmeyen yükünden. İki yorgun insan bir masada buluşunca sabır çabuk tükeniyor. Ödev saatini ikinizin de görece dinlendiği bir zamana kaydırmak, bazen bütün tabloyu değiştirebiliyor.

Ödevi küçültmek: büyük dağ yerine küçük taşlar

DEHB'li bir çocuk için “matematik ödevini bitir” cümlesi koca bir dağ gibi görünebilir. Aynı ödevi parçalara bölmek, dağı küçük taşlara dönüştürüyor. Şöyle bir yol deneyebilirsin:

  1. Ödevi birlikte listele. Hangi dersten, kaç sayfa, kaç soru? Bir kâğıda yazmak bile belirsizliği azaltıyor.
  2. İlk adımı gülünç derecede küçük tut. “Sadece ilk soruyu oku” gibi. Başlamak çoğu zaman en zor kısım; gerisi biraz daha kolay akıyor.
  3. Hedef yerine süre koy. “Bu ödevi bitirene kadar kalkmak yok” yerine “15 dakika çalışalım, sonra bakarız.”
  4. Bitenleri görünür kıl. Listedeki maddelerin üstünü çizmek küçük ama gerçek bir tatmin veriyor.
  5. Molayı önceden belirle. Molanın ne zaman geleceğini bilmek, çalışırken sabretmeyi kolaylaştırıyor.

Bu adımların hiçbiri sihirli değil. Ama hepsi aynı şeye hizmet ediyor: Çocuğun beynine “bu iş yapılabilir” mesajı vermek. Bazı akşamlar bu bile yetmeyecek; o akşamlar da sürecin bir parçası.

Sıklıkla sorulan bir soru da şu: Kolay ödevle mi başlamalı, zor olanla mı? Bunun tek bir cevabı yok. Bazı çocuklar kolay bir işle ısınıp ivme kazanınca zor olana daha rahat geçiyor. Bazıları ise en zor işi enerjileri tazeyken bitirmeyi tercih ediyor. İki yolu birkaç akşam deneyip çocuğa hangisinin daha iyi geldiğini sormak, tahmin yürütmekten çok daha sağlıklı.

Yanında olmak, yerine yapmamak

Ödev kavgası uzadığında pek çok ebeveynin aklına aynı çıkış yolu geliyor: “Ver, ben yapayım, bitsin.” Bu çok anlaşılır bir yorgunluk cümlesi. Ama ödevi çocuğun yerine yapmak, kısa vadede akşamı kurtarırken uzun vadede çocuğa “sen bunu yapamazsın” mesajı verebiliyor.

Bunun yerine ortada bir yol var: yanında olmak. İlk soruyu birlikte sesli okumak, çocuğun ne düşündüğünü sormak, takıldığı yerde bir ipucu verip geri çekilmek. Bazen hiçbir şey söylemeden aynı masada kendi işinle meşgul olmak bile yetiyor. Çocukken benim için en büyük destek, ödevimi yapan biri değil, ben yaparken yanımda sakince duran biriydi. O varlık, başlamanın ağırlığını yarıya indiriyordu.

Hangi cümleler ödev kavgasını yumuşatır?

Aynı mesajı farklı cümlelerle vermek, evdeki havayı şaşırtıcı biçimde değiştirebiliyor. Birkaç örnek:

  • “Hâlâ başlamadın mı?” yerine “Nereden başlayalım, birlikte bakalım mı?”
  • “Her akşam aynı şey!” yerine “Bu akşam zorlanıyorsun gibi görünüyor.”
  • “Bu kadar basit bir soruyu nasıl yapamıyorsun?” yerine “Hangi kısmı karışık geldi?”
  • “Bitirmeden kalkmak yok” yerine “Şu sayfayı bitirince on dakika ara veriyoruz.”

Bu cümleler bir senaryo değil, bir yön. Yorgun olduğun akşamlarda her zaman böyle konuşamayacaksın ve bu gayet insani. Önemli olan, sesin yükseldiği akşamlardan sonra yeniden sakin bir yere dönebilmek; gerekirse ertesi gün “Dün sana sesimi yükselttim, ikimiz de yorgunduk” diyebilmek.

Ben çocukken en çok, biri bana “Hangi kısmı anlamadın?” diye sorduğunda rahatlardım. Çünkü bu soru, sorunun bende değil, konuda olabileceğine dair küçük bir kapı aralıyordu. O kapı aralandığında, gerçekten neyi bilmediğimi söyleyebiliyordum.

Ödev gerçekten çok fazlaysa ne olacak?

Bazen sorun çocukta ya da evdeki düzende değil, ödevin miktarında. LGS yılında okul ödevleri, kurs ödevleri ve deneme kitapları üst üste binince, DEHB'li bir çocuk için bu yük gerçekten taşınamaz hâle gelebiliyor.

Böyle durumlarda öğretmenle konuşmak iyi bir seçenek. Suçlayan bir dille değil, gözlem paylaşan bir dille: “Akşamları ödevlere başlamakta çok zorlanıyor, sizce nasıl bir yol izleyebiliriz?” Rehber öğretmen de bu konuşmaya dahil olabilir. Bazen birkaç küçük düzenleme, evdeki gerginliği belirgin biçimde azaltıyor.

Çocuğunun dikkat ve odakla ilgili zorlanmaları günlük hayatını belirgin biçimde etkiliyorsa, bunu bir çocuk ve ergen psikiyatristiyle konuşmak da önemli. Ben burada tanı ya da tedavi hakkında konuşamam; ama o kapıyı çalmanın kimseye zarar vermeyeceğini söyleyebilirim.

Son söz

Ödev kavgalarının bir gecede bitmesini beklemek gerçekçi değil. Bazı haftalar iyi gidecek, sonra bir deneme ya da yorucu bir okul günü her şeyi yeniden karıştıracak. Ama her akşam biraz daha az bağırılan, biraz daha çok “birlikte bakalım” denilen bir eve doğru yol almak mümkün.

O boş sayfanın karşısında oturan çocuk, aslında senin gibi o akşamın huzurla bitmesini istiyor. İkinizin de aynı şeyi istediğini fark ettiğinizde, kavganın yerini yavaş yavaş iş birliği alabilir.

Sık sorulanlar

Ödev yapmak istemeyen çocuğa nasıl davranmalı?

Önce neden zorlandığını anlamaya çalışmak işe yarar: Başlamak mı zor, konu mu anlaşılmadı, yoksa yorgun mu? Ödevi küçük parçalara bölmek ve ilk adımı birlikte atmak, çoğu zaman tartışmadan daha çok sonuç verir.

DEHB'li çocuk ödevi neden son ana bırakır?

DEHB'de bir işe başlamak ve zamanın akışını algılamak zorlayıcı olabilir; bu her zaman isteksizlik anlamına gelmez. Çocuğundaki durumu en doğru değerlendirecek kişi bir çocuk ve ergen psikiyatristidir.

Ödevi çocuğun yerine yapmak doğru mu?

Genellikle hayır; ama yanında oturup ilk soruyu birlikte okumak, ödevi onun yerine yapmadan başlamasını kolaylaştırabilir. Ödev yükü sürekli taşınamayacak kadar ağırsa bunu öğretmenle konuşmak iyi bir adımdır.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir