Rutin kelimesi kulağa biraz sıkıcı geliyor, biliyorum. Bende de uzun süre “yapamadığım şeyler” listesinin başında duran bir kelimeydi. Her yeni dönemde renkli bir program hazırlanır, birkaç gün uyulur, sonra o program duvarda sessizce solardı.
Yine de bugün geriye bakınca, çocukken evde ders çalışma rutini adına ihtiyaç duyduğum şeyin aslında bir program olmadığını görüyorum. İhtiyacım olan şey bir ritimdi: Her akşam aşağı yukarı aynı şekilde başlayan, beni şaşırtmayan, beni yargılamayan bir akış. Bu yazı, DEHB'li çocuğu LGS'ye hazırlanan ebeveynler için o ritmi kurmaya dair.
Kısaca: DEHB'li çocuk için iyi bir evde ders çalışma rutini, saat saat planlanmış katı bir programdan çok, her gün benzer adımlarla ilerleyen esnek bir ritimdir. Geçiş zamanı, küçük bir başlangıç ritüeli, kısa bloklar, gerçek molalar ve sakin bir kapanış bu ritmin iskeletini oluşturur.
Program mı, ritim mi?
Program dediğimiz şey genelde saatlere bağlı: 17.00 matematik, 17.40 mola, 17.50 Türkçe. Kâğıt üzerinde çok düzenli görünüyor. Ama DEHB'li bir çocuğun günü nadiren kâğıttaki gibi ilerliyor. Okul uzuyor, servis gecikiyor, bir arkadaşla yaşanan küçük bir tartışma bütün akşamın havasını değiştiriyor.
Saat şaştığında program çöküyor ve çocuk kendini yine “uyamayan” taraf olarak görüyor. Ritim ise saatten çok sıraya dayanıyor. “Eve gelince önce yemek, sonra biraz dinlenme, sonra masaya oturma” gibi. Saat yarım saat kaysa bile sıra aynı kaldığı için çocuk ne olacağını biliyor.
Öngörülebilirlik, DEHB'li bir çocuk için çok değerli. Her akşam “şimdi ne yapacağız?” sorusuyla uğraşmamak, zihnin enerjisini derse saklamasını sağlıyor.
Bunu bir örnekle düşünelim. Saat temelli bir programda servis kırk dakika geç geldiğinde, çocuk eve girer girmez “zaten geç kaldık” duygusuyla karşılaşıyor. Sıra temelli bir ritimde ise aynı gecikme sadece her şeyin biraz kayması demek. Yemek yine önce, dinlenme yine sonra, masa yine üçüncü. Akşamın şekli bozulmuyor, sadece saati değişiyor. Bu küçük fark, çocuğun kendini sürekli yetişmeye çalışan biri gibi hissetmesini engelleyebiliyor.
Evde ders çalışma rutini için küçük bir iskelet
Her evin kendi ritmi olacak ama birçok aileye uyarlanabilecek bir iskelet şöyle olabilir:
- Geçiş zamanı. Okuldan gelir gelmez masaya oturmak çoğu çocuk için zor. Yemek, bir duş, kısa bir yürüyüş ya da sadece biraz uzanmak, okul modundan ev moduna geçişi kolaylaştırıyor.
- Başlangıç ritüeli. Her seferinde aynı küçük hareket: Masaya su koymak, telefonu başka odaya bırakmak, zamanlayıcıyı kurmak. Beyin bu sinyali zamanla tanıyor.
- İlk blok kısa olsun. İlk çalışma bloğunu kısa ve kolay bir işle başlatmak, ivme kazandırıyor. Zor konular ikinci bloğa kalabilir.
- Gerçek molalar. Molada ekran yerine hareket: Su içmek, balkona çıkmak, esnemek.
- Kapanış. Son blok bitince yarının çantasını hazırlamak ve masayı toplamak. Bu küçük adım, günün “bittiğini” hissettiriyor.
Bu iskeletin en önemli parçası bence ilk ve son adım. Başlangıç ve bitiş net olduğunda, ortadaki saatler daha katlanılır oluyor. Çocukken benim en çok zorlandığım şey, akşamın ne zaman biteceğini bilmemekti. Masadan kalkma anı belirsiz olunca, oturduğum her dakika bir sonsuzluğun başlangıcı gibi gelirdi.
Kapanış adımı ayrıca ertesi sabahı da kolaylaştırıyor. Akşam hazırlanan bir çanta, sabahki telaşın yarısını ortadan kaldırabiliyor. Böylece rutin sadece akşamı değil, günü bir bütün olarak yumuşatıyor.
Rutini çocukla birlikte kurmak
En iyi niyetle hazırlanmış rutinler bile, çocuğa dışarıdan verildiğinde kolayca bir kurallar listesine dönüşüyor. Bunun yerine rutini birlikte kurmayı deneyebilirsin. Bir hafta sonu, sakin bir zamanda oturup şunları konuşmak:
- Okuldan gelince ilk yarım saatte neye ihtiyacı var?
- Günün hangi saatinde kafası daha açık hissediyor?
- Hangi dersle başlamak ona daha kolay geliyor?
- Molada ne yapmak istiyor?
Çocuk her zaman net cevaplar vermeyebilir. Ama soruların sorulması bile bir şey söylüyor: Bu düzen onun için ve onun katkısıyla kuruluyor. Ben çocukken kurallar bana danışılmadan konduğunda, içimde sessiz bir itiraz büyürdü. Söz hakkım olduğunda ise aynı kurallara uymak çok daha kolay gelirdi.
Rutin bozulduğunda (ki bozulacak)
Bunu baştan söylemek istiyorum: Rutin bozulacak. Hastalık olacak, misafir gelecek, bir deneme sınavı bütün haftayı karıştıracak. Bu, rutinin işe yaramadığı anlamına gelmiyor.
DEHB'li bir çocuk için asıl öğrenilmesi gereken beceri belki de rutini kusursuz sürdürmek değil, bozulduktan sonra yeniden başlayabilmek. Bir akşam kaçırıldığında “Bak yine olmadı” demek yerine “Yarın kaldığımız yerden devam ederiz” demek, çocuğa bu beceriyi öğretiyor.
Bozulmanın ardından gelen ilk akşam özellikle önemli. O akşam her şeyi telafi etmeye çalışmak, yani kaçırılan iki günün dersini tek oturuşta bitirmeye uğraşmak, çoğu zaman yeni bir kopuşa yol açıyor. Bunun yerine sadece başlangıç ritüelini yapıp tek bir kısa blokla yetinmek, ritmi yeniden ayağa kaldırmak için yeterli olabiliyor.
Ben bugün yetişkin hayatımda da bunu yaşıyorum. Rutinlerim zaman zaman dağılıyor ve beni toparlayan şey, kendime kızmak değil, sıfırdan değil kaldığım yerden başlamayı hatırlamak oluyor.
Hafta sonları ve tatiller ne olacak?
LGS yılında hafta sonları çoğu zaman denemeler ve kurslarla doluyor. Bir de “hafta sonu da hafta içi gibi çalışsın mı?” sorusu var. Bence burada da ritim mantığı işe yarıyor: Hafta sonunun kendi, daha hafif bir ritmi olabilir.
Örneğin cumartesi sabahı bir deneme, öğleden sonra serbest zaman; pazar ise kısa bir tekrar bloğu ve uzun bir dinlenme. Önemli olan hafta sonunun da bir şekli olması ama bu şeklin hafta içinden farklı hissettirmesi. Her günün aynı yoğunlukta geçtiği bir hafta, DEHB'li bir çocuğun enerjisini çok çabuk tüketebiliyor. Dinlenmeye ayrılmış bir gün, ertesi haftaya taşınacak gücün kaynağı oluyor.
Sakin bir ev ortamı neyden oluşur?
Rutin sadece saatlerden ve sıralardan oluşmuyor; evin genel havası da onun bir parçası. Çocuk çalışırken yan odada yüksek sesli bir televizyon, sürekli çalan telefonlar ya da gergin konuşmalar varsa, en iyi kurulmuş düzen bile zorlanıyor.
Her şeyi sessizleştirmek mümkün değil; zaten bazı DEHB'li çocuklar hafif bir arka plan sesiyle daha rahat çalışabiliyor. Ama çalışma saatlerinde evin biraz yavaşlaması, ışığın yumuşak olması ve senin sesinin sakin kalması fark yaratabiliyor. Belki de en etkili sakinleştirici, senin tonun. Çocuk o tonu duyduğunda, masaya oturmak bir sınav değil, sıradan bir akşam faaliyeti gibi gelmeye başlıyor.
Son bir not
Evde ders çalışma rutini kurarken kusursuz bir tablo hedeflemek yerine, işleyen birkaç küçük alışkanlık hedeflemek daha gerçekçi. Bir başlangıç ritüeli, kısa bloklar, gerçek molalar ve sakin bir kapanış. Gerisi zamanla, deneye yanıla şekilleniyor.
Çocukken bana en çok iyi gelecek şey, mükemmel bir program değil, her akşam aynı sakinlikle karşılanmak olurdu. Belki senin çocuğun için de öyledir.