Not ortalaması kaygısı: DEHB'li öğrencinin sayıyla ilişkisi

Not ortalaması kaygısı, tek bir sayıyı kendi değerinle karıştırınca büyür. DEHB'li öğrenci için ortalamayı yerine koymak ve küçük hedeflere dönmek üzerine.

· · 5 dk okuma

Ortalamanı bugün kaç kez hesapladın? Bir sınav sonucu geldiğinde, bir ödevin notu girildiğinde, hatta hiçbir şey olmadığı bir akşam bile hesap makinesine uzandığın oldu mu? Not ortalaması kaygısı, çoğu zaman bu kadar sessiz ve sıradan bir biçimde başlıyor: tek bir sayının sürekli arka planda dönmesiyle.

DEHB'li bir öğrenci için bu sayı daha da ağır olabiliyor. Çünkü performansın dalgalı, bazı dersler çok iyi gidip bazıları beklenmedik biçimde zayıf kalabiliyor ve ortalama bu dalgalanmayı tek bir rakama sıkıştırıyor. Bu yazıda sayıyla ilişkini biraz gevşetmenin, ama onu yok saymadan, yollarını konuşmak istiyorum.

Kısaca: Not ortalaması kaygısı, tek bir sayının kendi değerinle karışmasıyla büyür. Sayının neyi anlattığını ve neyi anlatmadığını ayırmak, hesaplama döngüsüne sınır koymak, ortalamanın gerçekten önemli olduğu yerleri kuralları öğrenerek bilmek ve ders başına küçük hedefler belirlemek kaygıyı yatıştırabilir.

Not ortalaması kaygısı neden bu kadar büyüyor?

Sayılar basit görünür. Tek bir rakam, bir dönemin ya da bir yılın özeti gibi duruyor ve bu yüzden kolayca kimliğe dönüşüyor: “Ben şu ortalamanın insanıyım.” Oysa ortalama, onlarca sınavın, haftaların, yorgunlukların ve dönem koşullarının hesaplanmış bir sonucu. İçinde senin çabanın, merakının ya da öğrendiklerinin çoğu görünmüyor.

DEHB'de kaygıyı büyüten bir başka şey de belirsizlik. Sınav günü performansının nasıl olacağını önceden kestirmek zor; bu yüzden “ya düşerse” düşüncesi daha çok yer kaplayabiliyor. Bir de geçmiş deneyimler var: Bir kez umduğun sonucu alamadığında, o duygu bir sonraki sayıya da taşınıyor.

Çevre de rol oynuyor. Arkadaşların ortalamaları, aile beklentileri, sosyal medyada paylaşılan başarılar... Bunların hepsi sayının ağırlığını artırıyor. Ama çoğu zaman bu ağırlığın büyük kısmı senin kendi zihninde oluşuyor ve tam da bu yüzden onunla çalışmak mümkün.

Bir de “ya hep ya hiç” tuzağı var. Bir dersten beklediğin notu alamadığında, bütün dönemin bozulduğunu, hatta bütün geleceğin kaydığını düşünmek çok kolay. Zihin bir sayıdan koca bir hikâye çıkarıyor: “Ortalamam düşerse bursu kaybederim, bölümde tutunamam, mezun olamam.” Bu zincirin her halkası bir tahmin; hiçbiri henüz gerçek değil.

Sayının söylediği ve söylemediği

Ortalama bazı şeyleri söylüyor ama çok daha fazlasını söylemiyor. Bunu kendi kendine yazıp görmek bazen çok açıklayıcı oluyor. Bir kâğıda iki sütun aç:

  • Ortalamanın söylediği: Belli bir dönemde, belli derslerde, belli sınav biçimlerinde aldığın sonuçların hesaplanmış hali.
  • Ortalamanın söylemediği: Ne kadar çabaladığın, o dönemde neler yaşadığın, hangi konuları gerçekten sevdiğin, ne kadar öğrendiğin, nasıl biri olduğun.

İkinci sütun her zaman daha uzun çıkıyor. Bu listeye üçüncü bir başlık da ekleyebilirsin: Sayının değişebileceği şeyler. Bir ortalama, tek bir dönemde sabit kalmış bir yazgı değil; sonraki derslerle, yeni bir çalışma düzeniyle, destek alınan bir yöntemle zamanla hareket edebilen bir değer. Kendi sayının nasıl şekillendiğini görmek, onu bir mahkûmiyet olmaktan çıkarıp bir veriye çeviriyor.

Bunu yazmak, sayıyı reddetmek değil; onu yerli yerine koymak. Sayı bir bilgi, bir kimlik değil. Bazen bir arkadaşa “şu sayı sana ne anlatıyor?” diye sorduğunu düşün; çoğu zaman o kişi senin hakkında çok daha geniş şeyler söyleyecektir.

Hesap makinesi döngüsünü fark etmek

Ortalama kaygısının en tanıdık biçimlerinden biri, sürekli yeniden hesaplamak. “Bu dersten şu notu alırsam şu olur, bundan bunu alırsam şu olur.” Bu hesaplar bir an rahatlatıyor gibi görünüyor ama çoğu zaman kaygıyı daha da besliyor, çünkü cevap hiçbir zaman kesinlik getirmiyor.

Bu döngüyü bütünüyle yasaklamak zor; bunun yerine ona sınır koymayı deneyebilirsin:

  1. Hesap için belli bir zaman belirle. Örneğin haftada bir, sakin bir saatte, on dakikalığına.
  2. O saat dışında aklına gelen hesabı bir kâğıda not et ve “hesap saatinde bakarım” de.
  3. Hesabı yaptığında, sonucu bir cümleyle bitir: “Şu an durum bu, ben de şunu yapacağım.”
  4. Hesabın bir eyleme dönüşmediği durumda onu bırak. Eylemsiz hesap, sadece kaygının uzun bir biçimi.

Bunu ilk denediğimde saçma geldi; “hesabı bırak” demek kolay, yapmak zor. Ama tamamen bırakmaya çalışmak yerine ertelemek, çoğu zaman daha gerçekçi çıkıyor. DEHB'li bir beyin için “asla yapma” kuralları genellikle işe yaramıyor, “şimdi değil, şu saatte” kuralları daha fazla işe yarıyor.

Bu bir tür “endişe zamanı” ayırmak. Endişeyi tamamen kapatamazsın ama ona bir yer verebilirsin. Zamanla, hesap saatinin dışındaki anlar biraz daha sakinleşebiliyor.

Ortalamanın gerçekten önemli olduğu yerleri bilmek

Her kaygı gibi ortalama kaygısı da bilinmezlikle büyüyor. Ortalamanın hangi konularda gerçekten önem taşıdığını bilmek, bu bilinmezliği küçültüyor. Burs, çift anadal, yatay geçiş, değişim programları ya da yüksek lisans gibi konularda belli ortalama şartları olabiliyor; ama bunların varlığı ve düzeyi üniversiteye, programa ve döneme göre değişiyor.

Bu yüzden tahmin yerine soru sormak en iyisi. Üniversitenin öğrenci işlerine ya da ilgili birime, kendi durumuna uygun net bir soru sorabilirsin: “Şu programa başvurmak için ortalama şartı var mı, varsa nasıl hesaplanıyor?” Bazen cevap, korktuğundan çok daha esnek çıkıyor; bazen ise net bir hedef veriyor. İkisi de belirsizlikten daha iyi.

Ayrıca, sayının önemli olmadığı birçok alan da var. İlerideki işlerinde ya da kendi yolunda, ortalamadan çok ne yapabildiğin, nasıl öğrendiğin ve kimlerle çalıştığın belirleyici olabilir. Bunu bir teselli olarak değil, bir bakış açısı olarak söylüyorum.

Sayıdan sürece dönmek

Ortalamayı doğrudan kontrol edemezsin; ama ona giden küçük adımların bir kısmını edebilirsin. Hedefi “ortalamamı yükseltmek”ten “bu hafta iki dersin notlarını düzenlemek”e çekmek, kaygıyı küçük bir göreve çeviriyor.

Ders başına küçük hedefler belirlemek işe yarayabilir. Her ders için tek bir cümle yaz: “Bu derste şunu anlamak istiyorum.” Haftalık hedef de benzer: “Bu hafta şu bölümü bitireceğim.” Bunlar sonucu değil, süreci ölçüyor. DEHB'li bir beyin için süreç hedefleri çoğu zaman daha motive edici; çünkü sonuç uzak ve soyut, süreç ise bugün ve somut.

Sınav sonuçlarını da bir hüküm olarak değil, bir geri bildirim olarak okumayı deneyebilirsin. Hangi sorular zordu, hangi konu eksik kaldı, hangi çalışma biçimi işe yaradı? Bu sorular ortalamadan daha çok öğretiyor.

Kaygı çok yoğunsa

Kaygı bazen sıradan bir stresin ötesine geçiyor. Uykunu, iştahını, derse gitmeni, günlük işlerini etkiliyorsa ya da düşüncelerin sürekli aynı yerde dönüyorsa, bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak iyi olabilir. Üniversitenin psikolojik danışma birimi de, varsa, bir başlangıç noktası olabilir. Bu yükü tek başına taşıman gerekmiyor.

Kendime not

Bir sayı, senin hikâyenin yalnızca küçük bir satırı. Ortalaman bugün ne olursa olsun, bu akşam bir ders notunu düzenleyebilir, bir soruyu hocana yazabilir ya da sadece derin bir nefes alıp kendine bir bardak su doldurabilirsin. Sayıyla barışmak, onu önemsememek değil; onu küçük tutmayı öğrenmek.

Sık sorulanlar

Not ortalaması kaygısı normal mi?

Sayıya bağlı kararlar olduğunda kaygılanmak çok yaygın. Ama kaygı seni günlük hayatından, uykundan ya da derslerinden uzun süre alıkoyuyorsa bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak iyi gelebilir.

Düşük ortalama DEHB'li biri için ne anlama geliyor?

Tek başına çok az şey anlatıyor. Ortalama; dönemler, dersler, yorgunluk, sınav günleri ve hayat olaylarının karışımı. DEHB bu karışımın bir parçası olabilir ama senin kapasiteni ya da geleceğini belirlemez.

Not ortalamamın neye bağlı olduğunu nasıl öğrenirim?

Burs, çift anadal, yatay geçiş ya da yüksek lisans gibi konularda ortalamanın etkisi kuruma ve programa göre değişir. Kesin bilgi için üniversitenin öğrenci işlerine ya da ilgili birimlere sormak en güvenlisi.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir