O gün evde herkes bir ekrana bakıyor ya da bakmamaya çalışıyor. Kimi mutfakta çay demliyor, kimi telefonu elinden bırakmıyor, çocuk ise ya odasında kapalı ya da ilk kez ağzı kurumuş biçimde sana bakıyor. LGS sonuç günü, aylardır birikmiş her şeyin tek bir ekranda toplandığı, tuhaf derecede sessiz ve gergin bir gün.
Bunu ebeveyn olarak değil, DEHB'li bir yetişkin olarak, çocukken benim neye ihtiyaç duyduğumu düşünerek yazıyorum. Tıbbi tavsiye vermiyorum, bir uzmanın yerini tutmuyorum. Sadece o günün bir DEHB'li çocuk için nasıl bir yük olabileceğini ve yanında durmanın hangi küçük biçimlerinin fark yarattığını anlatmak istiyorum.
Kısaca: LGS sonuç gününde en değerli şey, sonuçtan bağımsız bir "yanındayım" cümlesi ve sakin bir ilk tepki. Karar, plan ve değerlendirmeleri ilk güne yüklememek; telefonlara ve yorumlara karşı çocuğu korumak; duygulara yer açmak DEHB'li çocuk için o günü çok daha taşınabilir kılıyor.
LGS sonuç günü öncesinde: tek bir cümle konuşmak
En çok işe yarayan hazırlık, sonuç gelmeden önce yapılan kısa bir konuşma. Uzun bir nutuk değil; sadece bir iki cümle:
"Sonuç ne olursa olsun, ben senin yanındayım. O gün birlikte nasıl durmak istediğini konuşalım."
Bu konuşmada çocuğa küçük seçimler sunmak çok iyi geliyor. Mesela:
- Sonuca kendisi mi bakmak ister, birlikte mi, yoksa sen mi bakıp ona söylemek istersin?
- Sonuç bakılırken odada kim olsun, kim olmasın?
- Sonuçtan hemen sonra ne istiyor: konuşmak mı, yalnız kalmak mı, dışarı çıkmak mı?
- İlk gün büyük kararlar vermeyelim, birkaç gün sonra sakince bakalım, olur mu?
Bu seçimler, kontrolün hepsini çocuğun elinden almamamıza yardım ediyor. DEHB'li bir çocuk için belirsizlik ve ani duygu yüklenmeleri zaten zor; o günün biçimini önceden tahmin edilebilir kılmak sinir sistemini rahatlatıyor.
Sonuç ekranı açıldığı an: ilk tepkin
Çocuklar, bizim yüzümüzü bir pusula gibi okuyor. Sonucu görmeden önce bile sana bakıyor, "nasıl bir yüz çıkaracak?" diye. O yüzden o ilk saniyelerde yüz ifadeni ve ses tonunu kontrol etmek çok kıymetli; kusursuz olman gerekmiyor, sadece sakin kalmaya çalışman yeterli.
Sonuç iyi olsa da, beklenenin altında olsa da işe yarayabilecek ilk cümleler şunlar:
- "Buradayım."
- "Bu kadar emek verdin, bunu gördüm."
- "Şu an ne hissediyorsun?"
- "Hemen konuşmak zorunda değiliz."
Çocuğu uzak tutabilecek ilk cümleler ise genelde şunlar:
- "Şu soruyu yapsaydın..."
- "Ben sana söylemiştim."
- "Şimdi ne olacak peki?"
- "Başkalarının puanı şöyleymiş."
Bu iki tür cümle arasındaki fark, ilkinin çocuğa değer verirken ikincisinin ona bir sonuç sorumluluğu yüklemesi. Çocukluğuma dönüp baktığımda, benim için en zoru sonucun kendisinden çok, ardından gelen yargının ağırlığıydı. Sadece orada durulması, hiçbir şey söylenmemesi, bazen en iyi tepkiydi.
Sonuç iyi geldiğinde de dikkat edilecek ince bir nokta var. Sevinç içten ve açık olabilir; ama "işte bak, çalışınca oluyormuş" gibi cümleler, çocuğa bir sonraki zor dönemde "çalışmadığı için" kötü sonuç aldığı mesajını bırakabilir. Sevinci paylaşmak yeterli; bir ders çıkarmaya gerek yok. Çocuğun emeğini ve kendisinin neyi başardığını söylemek, rakamı alkışlamaktan daha kalıcı.
Telefonlar, akrabalar ve sosyal medya
Sonuç açıklandığı gün telefonlar susmuyor. Akrabalar, komşular, öğretmenler... Herkes merak ediyor ve herkes iyi niyetli. Ama "Kaç puan aldı?" sorusu, çocuğun o an en az hazır olduğu soru olabiliyor.
Burada ebeveyn olarak kalkan görevi üstlenebilirsin:
- Çocuk hazır olmadan sonucu paylaşma. "Biraz sakinleştikten sonra biz söyleriz" demek yeterli.
- Telefonlara ya sen cevap ver ya da bir süre kapat; çocuğun hepsine açıklama yapması gerekmiyor.
- Sosyal medyada başkalarının yüksek puanlarını gördüğünde çocuğun kendi sonucuna daha çok üzülebileceğini unutma. O gün için ekranı biraz uzak tutmak şefkatli bir seçenek olabilir.
- Sonucu paylaşıp paylaşmayacağı çocuğun kararı olsun.
Sınıf ve arkadaş grupları da o gün çok hareketli olabiliyor. Herkes birbirine sonucunu yazıyor, kıyaslamalar yapılıyor. Çocuğun bir süre bu gruplardan uzaklaşmak istemesi gayet anlaşılır; bunu "kaçış" diye yorumlamadan, "ihtiyacın olduğu kadar ara verebilirsin" demek rahatlatıcı olabilir.
Bu sınırlar sert görünebilir; ama çoğu insan, açıklandığında anlıyor. Önemli olan çocuğun o gün korunaklı hissetmesi.
Duygu dalgaları: sevinç, hayal kırıklığı, kayıtsızlık
DEHB'li çocuklarda duygular çoğu zaman daha ani ve daha yoğun gelebiliyor. Sonuç gününde bu özellikle belirgin olabilir: bir saat içinde sevinç, öfke, ağlama ve tuhaf bir kayıtsızlık arka arkaya gelebilir.
Bunların hiçbiri "abartı" değil. Aylardır biriken bir yükün boşaldığı bir an. Kendimden bildiğim şu ki, o anlarda en çok işe yarayan şey, duygunun düzeltilmeye çalışılmaması, sadece yanında kalınmasıydı.
Birkaç küçük destek fikri:
- Su, hafif bir yiyecek ve temiz hava; duygu yüklenmesi çoğu zaman bedenle de ilgili.
- "Konuşmak istemiyorum" cevabına saygı; ama kapıyı kapatmadan: "Konuşmak istediğinde buradayım."
- Çok yoğun duygu anlarında bile tartışmaya girmemek. Bir sonraki sakin ana ertelemek.
- Sevinç varsa onu da küçümsememek; sınav sonrası coşku da yönetilmesi gereken bir şey değil, paylaşılacak bir şey.
İlk gün plan yapma, birkaç gün sonra bak
Sonuç sonrası "şimdi ne yapacağız, hangi seçenekler var" konuşmaları hızla başlayabiliyor. Merak ve endişe bunu insana doğal olarak yaptırıyor. Ama ilk gün konuşulan planlar, çocuğun hâlâ duygusal yük altında olduğu bir anda konuşulduğu için bütün yükü onun üzerine bindirebiliyor.
Önerim: ilk gün sadece sonuçla duyguyu paylaşmak, plan konuşmalarını birkaç gün sonrasına bırakmak. Sonraki adımlar, tercihler ve süreçler için resmî duyuruları ve okulun rehberlik servisini takip etmek en doğrusu; ben burada belirli bir takvim ya da kural belirtmiyorum.
Plan konuşulurken de çocuğun sesi duyulmalı. "Hangi okul daha iyi" tartışmasından önce "sen ne hissediyorsun, ne istiyorsun?" sorusu gelirse, kararlar daha sahiplenilmiş oluyor.
Beklediğinden düşük bir sonuç geldiyse
Bu en zor ihtimal. Hem çocuk hem ebeveyn için. Burada iki ayrı şey var: çocuğun duygusu ve senin duygun. İkisini ayrı tutmak çok işe yarıyor.
Senin hayal kırıklığın gerçek ve geçerli; ama çocuğun karşısında onu ağırlaştırmamak, başka bir yetişkine anlatmak daha iyi olabilir. Güvendiğin bir yakının, bir arkadaşın ya da bir uzman olabilir. Çocuğun hayal kırıklığı ise ona ait; yargı yerine yer açma bekliyor.
Çocuğa "değerin bir puan değil" demek bir klişe gibi görünebilir ama o gün gerçekten duyulması gereken bir cümle. Çünkü DEHB'li çocuk, hayatının büyük kısmında zaten "yetersiz" mesajlarına maruz kalmış olabiliyor.
Bir de şunu eklemeliyim: birkaç gün biraz geri çekilmek, sessizleşmek, iştahsız ya da uykusuz olmak anlaşılabilir. Ancak bu hâller uzun süre devam ediyorsa, çocuk umutsuzluk ifade ediyorsa ya da kendine zarar verme düşüncesinden söz ediyorsa, bir çocuk ve ergen psikiyatristine ya da okul rehber öğretmenine ulaşmak gerekir. Acil bir tehlike varsa 112'yi aramak da yapılacak doğru şey.
Kendime not
Sonuç günü, bir puan günü olmaktan önce bir ilişki günü. Çocuğun hatırlayacağı şey büyük ihtimalle puan değil, o gün yanında nasıl durulduğu olacak. Mükemmel konuşmak gerekmiyor; sakin, açık ve yanında olmak yeterli.