Sınıfın pencere kenarında oturan bir kız düşün. Öğretmen konuşuyor, tahtaya bir şeyler yazılıyor; o ise camdaki yağmur damlalarından hangisinin önce aşağı ineceğini izliyor. Kimseyi rahatsız etmiyor, ses çıkarmıyor. Karnesine "çok tatlı ama biraz dalgın" yazılıyor ve hikâye orada kapanıyor.
Bu kızın kim olduğunu bilmiyorum; belki sensin, belki bir arkadaşın. Kendi okul yıllarımdan da buna benzer anlar hatırlıyorum. Bu yazıda kızlarda dikkat eksikliğinin neden bu kadar kolay "dalgın kız" etiketine sığdırılabildiğini ve o etiketin yıllar sonra bile nasıl yankılanabildiğini konuşmak istiyorum.
Kısaca: Kızlarda dikkat eksikliği çoğu zaman sessiz dalgınlık, hayale dalma ve içe çekilme şeklinde görünebildiği için "dalgın" ya da "hayalperest" gibi masum etiketlerle geçiştirilebiliyor. Etiket bir açıklama gibi dursa da asıl soruyu sormayı geciktirebiliyor.
"Dalgın kız" etiketi neyi anlatıyor, neyi saklıyor?
Etiketler zihnin kısayolları. "Dalgın", "hayalperest", "kafası bulutlarda", "biraz dağınık ama iyi kalpli". Bu sözler çoğu zaman sevgiyle söylenir. Kimse kötü niyetle söylemez.
Ama bir etiket ne kadar masum olursa, o kadar sorgusuz kabul ediliyor. "Dalgın" dediğin anda bir kişilik özelliği tarif etmiş oluyorsun; merak edilecek bir şey kalmıyor. Oysa o dalgınlığın altında, dikkatini istediği yere yönlendirmekte gerçekten zorlanan bir zihin olabilir.
Etiketin sakladığı şeyler genellikle şunlar oluyor:
- Ödevleri bitirmek için harcanan orantısız çaba.
- Sınıfta kaçırılan talimatların sessiz utancı.
- "Neden diğerleri gibi yapamıyorum?" sorusunun erken yaşta başlaması.
- Sürekli kaybolan eşyalar ve ardından gelen azarlar.
- İç dünyaya çekilmenin zamanla bir kaçış yoluna dönüşmesi.
- Övgüyle eleştirinin aynı cümlede gelmesi: "Çok zeki ama hiç dikkat etmiyor."
Kızlarda dikkat eksikliği neden sessiz kalabiliyor?
DEHB'nin dikkat eksikliği ağırlıklı görünümünde hareketlilik daha az ön planda olabiliyor. Bu görünümde çocuk sınıfı karıştırmıyor; sadece orada değil. Bu da dışarıdan bir "sorun" gibi değil, bir "kişilik" gibi okunabiliyor.
Buna bir de kızlardan beklenen uyum ekleniyor. Uyumlu bir kız, zorlandığında bunu çoğu zaman kendine yöneltiyor: daha çok çalışıyor, daha çok endişeleniyor, daha çok saklıyor. Notları çok kötü değilse kimse bir şey sormuyor. Ve o çocuk, zorluğun normal olduğunu, sadece kendisinin yeterince çabalamadığını düşünerek büyüyebiliyor.
Bu yazıyı okurken kendi çocuğunu ya da bir öğrencini düşünüyorsan küçük bir hatırlatma: Dalgınlığın pek çok nedeni olabilir. Kaygı, uyku, işitme, öğrenme güçlükleri, çocuğun hayatındaki zorluklar... Bunları ayırt etmek bir çocuk ve ergen psikiyatristinin işi. Bu yazı bir tarama listesi değil.
Dalgınlığın içinde neler oluyor?
Dışarıdan bakınca dalgın bir çocuk "hiçbir şey yapmıyor" gibi görünür. Ama içeride genellikle çok şey olur. Hayaller kurulur, hikâyeler yazılır, bir düşünceden ötekine atlanır. Bazen bir ses, bir koku ya da pencereden geçen bir kuş bütün dikkati alıp götürür.
Bazı DEHB'li kadınlar çocukluklarını anlatırken iki uç hatırlıyor: Sıkıcı bulduğu derste neredeyse hiçbir şeyi takip edememek, ama ilgisini çeken bir kitaba saatlerce gömülüp etrafındaki her şeyi unutmak. Bu ikisi aynı çocukta olabiliyor ve bu yüzden yetişkinler "demek ki istediğinde yapabiliyor" sonucuna varabiliyor.
Oysa mesele istemek değil. Dikkat ilgi ve merakla çok güçlü, zorunlulukla ise çok zayıf çalışabiliyor. Bunu bilmeyen bir çocuk, kendi dikkatine güvenmemeyi öğreniyor. Bu güvensizlik de ileride "ben zaten beceremem" cümlesinin tohumunu atıyor.
Etiketin yetişkinlikteki yankısı
Çocukken duyduğun sözler, yetişkinlikte kendi sesinmiş gibi konuşmaya devam edebiliyor. "Ben zaten dalgınım" cümlesi, zamanla "ben zaten beceremem" cümlesine dönüşebiliyor.
Bende bu yankı en çok şu anlarda duyuluyordu: Bir şeyi unuttuğumda, bir konuşmanın ortasında koptuğumda, bir işi yarım bıraktığımda. İçimden gelen ilk tepki merak değil, tanıdık bir iç çekişti: "Yine mi?" Sanki bu bir karakter kusuruydu ve ben onu çoktan kabullenmiştim.
DEHB hakkında okumaya başladığımda bu cümlenin üstüne yeni bir cümle yazabildim: "Dikkatim istediğim yere kolay gitmiyor." İkincisi daha az acıtıyor. Çünkü bir şeyi tarif ediyor, beni yargılamıyor.
Yetişkinlikte bu yankı bazen başka kılıklara da giriyor. İş yerinde bir toplantıda koptuğunda, bir arkadaşın anlattığı bir şeyi hatırlamadığında, içindeki küçük kız yeniden azarlanmayı bekliyor gibi. Bu beklenti, aslında olan şeyden çok daha fazla yer kaplayabiliyor.
"Dalgın kız" etiketiyle barışmanın birkaç yolu
Etiketten tamamen kurtulmak belki mümkün değil; yıllarca taşıdığın bir şey. Ama onunla başka bir ilişki kurmak mümkün. Bende ve dinlediğim kadınlarda işe yarayan birkaç şey:
- Etiketi yazıya dök. Çocukken sana söylenen sıfatları bir kâğıda yaz. Sonra her birinin yanına, bugün o davranışı nasıl tarif edeceğini ekle.
- O çocuğa bir mektup yaz. Pencereden dışarı bakan kıza ne söylemek isterdin? Kulağa duygusal gelebilir ama bazen çok şey açıyor.
- Dalgınlığın içindeki güzelliği gör, ama romantize etme. Hayal gücü gerçek bir değer. Ama bu, zorlandığın yerleri görmezden gelmeni gerektirmiyor.
- Bugünkü ihtiyacını sor. Etiket geçmişi anlatıyor. Asıl soru şu: Bugün dikkatini desteklemek için neye ihtiyacın var?
- Gerekirse bir uzmana danış. Bu yazıdakiler sana çok tanıdık geliyorsa, bir psikiyatristle konuşmak resmi netleştirebilir.
Bunları yaparken eski anıların ağır geldiğini fark edersen, durmak da bir seçenek. Bazı anıları tek başına değil, güvendiğin biriyle ya da bir terapistle birlikte açmak daha iyi gelebilir.
Kızlarda dikkat eksikliğini merak eden yetişkinlere
Bir ebeveyn, öğretmen, teyze, hala ya da abla olarak bir kız çocuğunun yanındaysan, belki en değerli şey etiket yerine soru sormak. "Neden yine dalgınsın?" yerine "Şu an aklın nerede?" Ya da "Bu ödevin en zor kısmı ne?"
Bu küçük fark, çocuğa zorluğunun konuşulabilir olduğunu gösteriyor. Utanmadan "bunu anlamadım" diyebilen bir çocuk, yardımı da daha kolay kabul ediyor. Ve bazen bir uzmana gitme kararının ilk adımı, bu merakın kendisi oluyor.
Bir de övgünün dilini düşünmek gerekiyor. Sadece sonuçları değil, çabayı ve merakı da görmek. "Ne güzel bir hikâye uydurmuşsun" demek, dalgınlığın içindeki hayal gücünü de tanımak demek. Böylece çocuk, zihninin farklı çalışmasının bir ayıp olmadığını hissedebiliyor.
Giderken
Pencere kenarındaki kız hiçbir şeyi yanlış yapmıyordu. Sadece dünyayı ondan beklenenden farklı bir ritimde algılıyordu. Ona kimse soru sormadıysa, bunu şimdi sen yapabilirsin.
Belki bu yazı sana yalnızca bir merak bıraktı. Bu da yeterli. Merak, bir etiketten her zaman daha geniş bir yer.