Dikkatimi bir el feneri gibi düşünüyorum. Işığı güçlü, hatta bazen çok güçlü. Ama feneri tutan el biraz huzursuz. Aydınlatmak istediğim yere doğrultuyorum, bir ses duyuyorum ve ışık bir anda başka bir köşeye kayıyor. Bazen de tam tersi oluyor: Işık bir noktaya takılıyor ve ne kadar istesem de oradan ayıramıyorum.
Dikkat eksikliği nedir diye sorulduğunda, çoğu insan ışığın zayıf olduğunu düşünüyor. Oysa benim deneyimimde mesele ışığın gücü değil, feneri kimin ve nasıl tuttuğu. Bu yazıda "dikkat eksikliği" adının neden biraz yanıltıcı olduğunu ve DEHB'de dikkatin aslında nasıl çalıştığını anlatmak istiyorum.
Kısaca: Dikkat eksikliği, DEHB'nin temel belirti alanlarından biri. Ama DEHB'de dikkat çoğu zaman eksik değil, düzensiz. Kişi dikkatini istediği yere yöneltmekte, orada tutmakta ve gerektiğinde başka bir işe geçirmekte zorlanır. Bu yüzden "dikkat eksikliği" yerine "dikkati yönetme güçlüğü" demek, yaşananı daha iyi anlatabilir.
Dikkat eksikliği nedir, gerçekten bir eksiklik mi?
"Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu" adı, DEHB'nin resmî adı. Ve bu adın ilk kısmı, insanlarda doğal olarak şöyle bir resim oluşturuyor: Bu kişilerin dikkati az. Bir şeye odaklanamıyorlar, dikkatleri yetersiz.
Ama DEHB'li pek çok insan bu resmi garip buluyor. Çünkü aynı kişi, ilgisini çeken bir konuda saatlerce, hatta yemek yemeyi unutacak kadar yoğun bir dikkatle çalışabiliyor. Bir oyuna, bir kitaba, bir projeye dalınca dünyadan kopabiliyor. Eğer dikkat gerçekten "eksik" olsaydı, bu nasıl mümkün olurdu?
Benim için cevap şurada: DEHB'de dikkat bir miktar meselesi değil, bir yönetim meselesi. Dikkat var; hatta bazen fazlasıyla var. Ama onu istediğim yere, istediğim zaman ve istediğim süre boyunca yönlendirmek zor. Dikkatin nereye gideceğini çoğu zaman ilgi, yenilik ve aciliyet belirliyor; benim bilinçli kararım değil.
Dikkat bir el feneri gibi: kim tutuyor?
El feneri benzetmesine dönersem, dikkatle ilgili üç ayrı soru olduğunu düşünüyorum:
- Işık ne kadar güçlü? Yani bir şeye ne kadar yoğun odaklanabiliyorum? DEHB'de bu çoğu zaman sorun değil.
- Işığı nereye tutuyorum? Yani dikkatimi neye yöneltiyorum? DEHB'de bu, en zorlanılan noktalardan biri.
- Işığı ne zaman başka yere çeviriyorum? Yani bir işten diğerine geçebiliyor muyum? Bu da DEHB'de beklenmedik biçimde zor olabiliyor.
"Dikkat eksikliği" adı, sanki sadece ilk soruyla ilgileniyor. Oysa DEHB'nin asıl hikâyesi ikinci ve üçüncü sorularda. Feneri tutan elin huzursuzluğunda, ışığın kendi kendine kaymasında ve bazen de bir yere kilitlenip kalmasında.
Dikkati yönetmenin zor anları
Gündelik hayatta dikkat yönetiminin en çok zorlandığı üç anı ayrı ayrı anlatmak istiyorum.
Yöneltmek
Bir işe başlamak, dikkati o işe yöneltmekle başlıyor. Sıkıcı bir form, uzun bir e-posta, bir fatura... Bunlara dikkatimi çevirmek, sanki ağır bir kapıyı itmek gibi. Işığı oraya tutmaya çalışıyorum ama el kendiliğinden daha ilginç bir köşeye kayıyor.
Sürdürmek
Dikkati yönelttikten sonra orada tutmak ayrı bir çaba istiyor. Okurken bir kelime aklımda başka bir kapı açıyor. Toplantıda biri ilginç bir şey söylüyor ve ben o konuda düşünürken toplantı başka yere gidiyor. Bir telefon bildirimi, bir ses, bir koku... Her biri ışığı kaydırmaya yetebiliyor.
Bırakmak
Bu, en az konuşulan ama benim için en şaşırtıcı olan kısım. İlgimi çeken bir işe daldığımda, ondan ayrılmak çok zor olabiliyor. Bir saatlik iş diye başladığım şey bütün öğleden sonramı alabiliyor. Biri bana seslendiğinde duymayabiliyorum. Dışarıdan bakan biri "Demek odaklanabiliyorsun" diyor. Evet, ama seçtiğim yere değil, ışığın kilitlendiği yere.
Bu yoğun odaklanma hâlinin kendi başına geniş bir konu olduğunu biliyorum; burada sadece dikkat yönetiminin bir parçası olarak anmak istedim.
İsim neden önemli?
Bir şeye ne isim verdiğimiz, ona nasıl baktığımızı da belirliyor. "Dikkat eksikliği" adı, uzun süre bana kendimi eksik hissettirdi. Sanki bende bir şey yoktu, başkalarında olan bir şeyden mahrumdum.
Bu ismin bir de başka bir etkisi oldu: Çevremdeki insanlar, ilgimi çeken bir şeye odaklandığımı gördüklerinde "Dikkat eksikliği varsa bu nasıl oluyor?" diye sordular. İsim, gerçeği anlatmak yerine onu gizliyordu.
Bu yüzden ben kendi hayatımda "dikkati yönetmekte zorlanıyorum" demeyi tercih ediyorum. Pek çok DEHB'li insan da benzer ifadeleri daha doğru buluyor. Resmî adın değişmesi gerektiğini söyleyecek konumda değilim; tanı ölçütleri ve adlandırmalar uzmanların işi. Ama kendi deneyimimi anlatırken kullandığım kelimeleri seçmek benim elimde.
Bu kelime değişikliği küçük gibi görünse de, kendime bakışımı ciddi biçimde değiştirdi. "Dikkatim eksik" dediğimde kendimi yetersiz hissediyordum. "Dikkatimi yönetmekte zorlanıyorum" dediğimde ise bir beceri meselesinden, yani destek ve düzenle kolaylaştırılabilecek bir şeyden söz ediyordum.
Dikkatimi yönetmek için denediklerim
Feneri tutan eli tamamen sakinleştiremiyorum. Ama ona yardım edecek bazı düzenlemeler kurabiliyorum:
- Ortamı sadeleştirmek: Masamda sadece o an üzerinde çalıştığım şeyin durması, ışığın kayabileceği köşeleri azaltıyor.
- Arka plan sesi: Tam sessizlik bazen dikkatimi daha çok dağıtıyor. Hafif bir arka plan sesi ya da başkalarının da çalıştığı bir ortam, ışığı sabit tutmama yardım ediyor; MASA'daki ortam seslerini de biraz bu ihtiyaçla tasarladım.
- Park listesi: Çalışırken aklıma gelen her şeyi hemen yapmak yerine bir kâğıda not ediyorum. Böylece ışık kaymadan, düşünce de kaybolmuyor.
- Zaman sınırları: "Şu işe yirmi dakika bakacağım" demek, hem başlamayı kolaylaştırıyor hem de bir işe kilitlenip kalmamı önlüyor.
- Geçiş işaretleri: Bir işten diğerine geçerken bir alarm ya da kısa bir yürüyüş, ışığı yeni bir yere çevirmeyi kolaylaştırıyor.
Bunların hiçbiri her gün işe yaramıyor. Ama dikkatimi "eksik" bir şey olarak değil, yönetilmesi gereken güçlü ama huzursuz bir şey olarak görmeye başladığımdan beri, ona karşı daha sabırlıyım.
Eğer odaklanmakta uzun süredir zorlanıyorsan, bunun pek çok farklı sebebi olabileceğini de unutma. Uykusuzluk, stres ve kaygı da dikkati etkileyebilir. Durumunu anlamak için bir psikiyatristle konuşmak en doğru adım.
Son söz
Dikkat eksikliği adı, DEHB'nin hikâyesinin sadece bir kısmını anlatıyor. Benim deneyimimde dikkat eksik değil; güçlü, meraklı ve huzursuz. Onu yönetmek zor, ama imkânsız değil.
Belki sen de dikkatine bu gözle bakmayı deneyebilirsin. Işığın ne kadar güçlü olduğunu gör, onu tutan ele biraz şefkat göster ve bu eli destekleyecek küçük düzenlemeler kur. Kendini eksik hissetmeden de bu yolu yürümek mümkün.