DEHB tanısından sonraki ilk haftalar için notlar

DEHB tanısı sonrası ilk haftalar karışık geçebilir. Acele etmeden, kendine yük bindirmeden neler yapılabileceğine dair sade ve yargısız notlarım.

· · 5 dk okuma

Muayene odasından çıkıyorsun, elinde bir ad, belki bir yazı, belki bir sürü yeni soru var. Dışarıda hava aynı, trafik aynı, telefonundaki bildirimler aynı. Ama sen içeride bir şeylerin kaydığını hissediyorsun. Bazı insanlar için bu bir rahatlama, bazıları için şaşkınlık, çoğumuz için ise bunların hepsinin garip bir karışımı.

Bu yazıyı DEHB tanısı sonrası ilk haftalar için yazdım. Kendi deneyimimden ve çevremde duyduklarımdan çıkardığım birkaç not var; doktor değilim, bu yüzden tedavi ya da ilaç konusunda hiçbir şey önermiyorum. Sadece o dönemi biraz daha yumuşak geçirmeye yarayacak küçük düşünceler paylaşıyorum.

Kısaca: Tanıdan sonraki ilk haftalarda amaç her şeyi çözmek değil, yeni bilgiyi sindirmek. Doktorunun söylediklerini yazmak, takip randevusunu planlamak, bilgi yağmuruna karşı kendini korumak ve her şeyi birden değiştirmeye çalışmamak bu dönemi hafifletebilir.

DEHB tanısı sonrası ilk haftalar nasıl geçer?

Herkes için aynı değil. Kimi insan haftalarca "neden daha önce bilmedim" sorusuyla yaşıyor, kimi tanıyı hiç hissetmeden sadece kâğıtta bir kelime olarak taşıyor, kimi de sevinçle öfke arasında gidip geliyor. Bir tanı sonrası duygular için "doğru" bir akış yok.

Benim fark ettiğim şey şuydu: ilk günlerde kendimden bir tepki beklemek, o tepkiyi yanlış vermek konusunda bile endişelenmeme yol açtı. Oysa o dönemde yapılacak en doğru şey, ne hissediyorsan ona yer vermek ve kendine "şu an yeni bir şey öğrendim, biraz zaman gerekebilir" demekti.

Bir şeyi de baştan söylemek isterim: tanı seni başka biri yapmıyor. Dün de aynı insandın, bugün de aynısın; sadece yaşadıklarına bakmak için yeni bir dil edindin. O dil, ilerleyen zamanda işine yarayacak ama ilk günlerde yarım bir cümle gibi duruyor olabilir. Bunda bir sorun yok.

Bu yüzden ilk haftaları bir "çözüm dönemi" değil, bir "sindirme dönemi" olarak düşünmeyi seviyorum. Hâlâ hayatını yaşıyorsun, işlerin sürüyor; sadece bunun yanında bir de yeni bir bilgiyle tanışıyorsun.

Randevudan çıkınca: yazılı bir not bırak

Muayeneden çıktıktan bir saat sonra doktorun söylediklerinin yarısı kafandan uçuyor olabilir. DEHB'li olup olmadığından bağımsız, yoğun bir konuşmanın sonrasında çoğumuz için bu olağan bir şey.

Bu yüzden şunları kayda geçirmek bence çok işe yarıyor:

  1. Doktorun tanıyla ilgili anlattıkları, kendi kelimelerinle özet.
  2. Bir sonraki adım ne ve ne zaman? Takip randevusu varsa tarihi hemen takvime yaz.
  3. Anlamadığın ya da sormaya fırsat bulamadığın sorular.
  4. Verilen herhangi bir yazılı belge ya da rapor varsa nerede durduğu.

Bir sonraki görüşmeye kadar aklına gelen sorular için telefonda tek bir not açabilirsin. Soru geldiği an oraya yazarsan randevuda "ne soracaktım" boşluğuyla uğraşmazsın. Tedavi ve destek planı konusunda ne yapılacağı tamamen doktorunla netleşir; bir şeyi anlamadıysan tekrar sormak hakkın.

Takip görüşmesine gelirken, bu arada neler fark ettiğini de kısaca not etmek faydalı olabilir. Hangi günler daha zordu, hangi küçük düzenlemeler biraz rahatlattı, aklına hangi sorular takıldı? Birkaç satır bile olsa bu notlar, uzmanla konuşmayı ucu açık bir sohbetten somut bir çalışmaya çevirebiliyor.

Bilgi yağmuruna karşı: az ama güvenilir

Tanıdan sonra çoğumuz aynı şeyi yapıyor: gece yarılarına kadar DEHB hakkında okuyor, izliyor, kaydediyor. Bu merak çok anlaşılır, hatta bir tür sevinç içeriyor; "sonunda anlatılan benmişim" hissi bir süre insanı bırakmıyor.

Yine de her şeyi bir hafta içinde öğrenmeye çalışmak, bir noktadan sonra yorucu ve bazen kafa karıştırıcı oluyor. Birbiriyle çelişen içerikler, abartılı vaatler ve herkesin kendi deneyimini genel bir kural gibi anlatması, yeni tanı almış biri için ağır olabiliyor.

Bir de kıyaslama tuzağı var. Başkalarının DEHB deneyimini okurken "onlarda şöyle, bende böyle değil" ya da "onlar kadar zorlanmıyorum, belki hiç DEHB'im yoktur" diye düşünebilirsin. DEHB herkeste aynı görünmüyor; kimsenin hikâyesi senin hikâyenin ölçüsü değil.

Benim için işe yarayan şey, bir iki güvenilir kaynak seçip oradan yavaş yavaş ilerlemekti. Neyin güvenilir olduğunu ayırt etmek ayrı bir konu, ama genel olarak tanıyı koyan uzmana "okuyabileceğim bir kaynak var mı?" diye sormak güzel bir başlangıç olabilir.

Her şeyi bir anda değiştirmeye çalışma

Tanıdan sonra gelen bir enerji dalgası var. "Artık biliyorum, o halde yeni sistem kuracağım, her gün erken kalkacağım, evi baştan düzenleyeceğim." İlk birkaç gün bu coşku taşıyor; sonra bir gün sistem aksıyor ve "yine yapamadım" duygusu gelip oturuyor.

Kendi deneyimimde, ilk haftalarda küçük tek bir değişiklik denemek çok daha iyi çalıştı. Mesela:

  • Tek bir hatırlatıcı kurmak.
  • Anahtar, cüzdan, telefon için sabit bir yer belirlemek.
  • Gün sonunda yarın için tek bir yapılacak yazmak.

Biri oturduktan sonra ikincisine geçmek çok daha az yorucu. Eğer bir şey tutmazsa, bu senin eksikliğin değil, o yöntemin sana şimdilik uymadığının bilgisi.

Kime, ne zaman anlatmak?

İlk haftalarda herkes sana "kimlere söyledin?" diye sorabilir, ya da sen kendi kendine söylemek zorundaymışsın gibi hissedebilirsin. Oysa tanıyı kimle, ne kadar ve ne zaman paylaşacağın tamamen senin kararın.

Güvendiğin bir iki kişiyle başlamak, geri kalanı zamana bırakmak çoğu zaman rahat bir yol. Bazen bir cümle yeterli oluyor: "Bir değerlendirme yaptırdım, DEHB çıktı, bunu yavaş yavaş anlamaya çalışıyorum." Ayrıntıya girmeden, yargı beklemeden.

Yakınlarından gelen tepkiler de her zaman beklediğin gibi olmayabilir. Kimi "ama sen hep iyiydin ki" diyebilir, kimi "herkes biraz dağınık" diyerek geçiştirebilir, kimi ise meraklı sorular sorabilir. Bu tepkilerin çoğu kötü niyetten değil, bilgisizlikten ya da endişeden geliyor. Hepsine cevap vermek zorunda değilsin; "Ben de hâlâ öğreniyorum" demek yeterli bir cevap olabilir.

Ailene ya da işyerinde anlatma meselesi ayrı birer konu; onlar için acele etmeye gerek yok. Bu süreçte kendini savunma ya da açıklama baskısı hissetmek zorunda değilsin.

Geçmişe yeniden bakmak: yargısız

Tanıdan sonra birçoğumuz geçmişe dönüp bakıyor. Eski okul anıları, işte yaşanan zorluklar, ilişkilerdeki kopuşlar yeni bir ışıkta görünebiliyor. Bu bazen şifa verici, bazen acıtıcı.

Burada kendime hatırlattığım şey şu: bugün bildiğim şeyi geçmişteki ben bilmiyordu. O yüzden eski halime bugünün gözlüğüyle hüküm vermek haksızlık. "Keşke" cümleleri gelecektir; onlara yer verebilirsin ama onları bir davanın delili gibi kullanmamaya çalışmak iyi geliyor.

Bu duygular çok ağırlaşır, günlük hayatını belirgin biçimde bozarsa bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşmak yerinde olur. Sen yalnız taşımak zorunda değilsin.

Kendime not

İlk haftalar bir yarış değil. Bir şeylerin nasıl olduğunu anlamanın ve yeni bir bilginin yerleşmesinin zamanı. Notlarını al, takibini planla, küçük bir adımla başla ve gerisini zamana bırak. Bir gün her şeyin biraz daha oturduğunu fark edeceksin.

Sık sorulanlar

DEHB tanısı aldıktan sonra ne yapmalıyım?

Önce acele etmemeye çalış. Doktorunun söylediklerini yaz, takip randevunu planla, anlamadığın yerleri sor. Hayatı bir anda değiştirmeye çalışmak yerine küçük bir adımla başlamak çoğu zaman daha sürdürülebilir.

Tanıdan sonra her şeyi hemen düzeltmem gerekir mi?

Hayır. İlk haftalar yeni bir bilgiyi sindirme zamanı. Tedavi ve destek planı bir uzmanla birlikte şekillenir; bu arada küçük, kendine yük olmayan denemeler yapabilirsin.

Tanıyı herkese söylemek zorunda mıyım?

Hayır. Kime, ne zaman ve ne kadar anlatacağın senin kararın. Güvendiğin bir iki kişiyle başlamak, geri kalanı zamana bırakmak mümkün.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir