Bitkileri sulamayı unutmamak: DEHB ile yeşil köşe düzeni

Bitkileri sulamayı unutmamak DEHB'de neden zor? Bitkileri göz önüne koymayı, sulamayı rutine bağlamayı ve az bakım isteyenlerle başlamayı anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Bir akşam saat on bire doğru salona girdim ve pencere kenarındaki bitkinin yapraklarının sarkmış olduğunu fark ettim. Suyu en son ne zaman verdiğimi hatırlamıyordum. Bir hafta mı olmuştu, iki hafta mı? Bitkiye baktım, kendime kızdım, bir bardak su doldurdum, sonra on gün daha unuttum.

Bitkileri sulamayı unutmamak, DEHB'li birinin hayatında küçük görünen ama sürekli yinelenen bir mücadele olabiliyor. Bir dönem birkaç bitkiyi kurutmuşluğum var. Bu yazıda, bunu bir karakter kusuru gibi değil, bir düzen sorunu gibi ele almak için denediklerimi anlatıyorum.

Kısaca: Bitkileri sulamayı unutmak, çoğunlukla bir hatırlama ve ipucu meselesi. Bitkiyi sık geçtiğin bir yere koymak, sulamayı zaten yaptığın bir rutine bağlamak, fiziksel ipuçları bırakmak ve az bakım isteyen bitkilerle başlamak işe yarayabilir. Bir bitki kurursa bu senin bakıcılık değerini belirlemiyor.

Bitkileri sulamayı unutmamak neden bu kadar zor?

Bunu uzun süre “özensizlik” sanıp kendimi suçladım. Sonra sulamanın özelliklerine bakınca, neden bu kadar kolay unutulduğunu daha net gördüm:

  • Zamana bağlı, ipucuna değil. “Haftada bir sulamalı.” Hangi gün, hangi saat? Takvimde yoksa gününü kaçırıyorum.
  • Bitki hemen bağırmıyor. Bir eşya yerinde değilse hemen fark ederim. Bitki ise günlerce idare edip sonra aniden solabiliyor. Geri bildirim yavaş.
  • Görünmez bir iş. Toprağın içindeki nemi görmem mümkün değil. Gözümle baktığımda her şey normal.
  • Ne zaman sulandığı belirsiz. “Dün mü sulamıştım, geçen hafta mı?” Hafızam bu detayı tutmuyor.
  • Başka işlerin gölgesi. Gün içinde daha acil görünen işler, bitkiyi hep sıranın sonuna itiyor.

Bunların hiçbiri sevgisizlik ya da ilgisizlik değil. Hepsi, DEHB'de sık yaşanan “gözden ırak, akıldan ırak” ve zaman temelli işleri takip etme zorluğunun doğal sonuçları.

Bitkileri göz önüne koymak

En basit ve en etkili değişiklik, bitkileri günlük akışımın içine koymak oldu. Bir bitkiyi salonun uzak bir köşesinde bırakırsam, onu fark etmem bile sıradışı olur. Bunun yerine:

  • Sık geçtiğim yere. Mutfak tezgâhı, çalışma masası, yatağın yanı, banyo penceresi. Gün içinde birkaç kez gördüğüm yerler.
  • Göz hizasına. Yerde ya da çok yüksekte duran bitkiyi görmüyorum. Göz hizasında olunca “susamış” hâlini fark ediyorum.
  • Bir şeyin yanına. Su ısıtıcısının, kahve makinesinin, diş fırçasının yanı. Zaten yaptığım bir eylemle birleştiriyorum.

Bu yerleştirme, bitkiyi “yapılacaklar listesi”nden çıkarıp “her gün gördüğüm şey” hâline getiriyor. Görülen şey hatırlanıyor.

Sulamayı bir rutine bağlamak

Hatırlatıcı kurmak tek başına çoğu zaman işe yaramıyor; çünkü bildirim geldiğinde başka bir şeyin ortasında oluyorum ve “sonra” diyorum. Daha iyi çalışan şey, sulamayı zaten yaptığım bir şeye bağlamak.

Örneğin:

  1. Haftalık bir günle. “Pazar sabahı kahvemi içerken bitkilere bakıyorum.” Haftanın belli bir günü ve belli bir eylemle birleşince tek başına bir görev olmaktan çıkıyor.
  2. Günlük bir eylemle. Sabah su ısıtıcısını doldururken bitkinin toprağına parmağımı dokunduruyorum. Kuruysa sulama bardağını dolduruyorum, değilse bırakıyorum.
  3. Çamaşır ya da çöp günüyle. Eve bir şey çıkarma ya da yıkama günü varsa, bitkiyi de o güne eklemek.

Burada “sulamak” yerine “bakmak” fikrine geçmek benim için çok yararlı oldu. Her gün sulamak zorunda değilim; bitkiye bakıp ihtiyacı olup olmadığına karar veriyorum. Bu da hem aşırı sulamayı hem de unutmayı önlüyor.

Fiziksel ipuçları

Yazılı hatırlatıcıdan çok, fiziksel ipuçları bana daha iyi geliyor:

  • Sulama bardağı ya da şişesi görünür yerde. Bitkinin yanında dolu bir bardak bekliyor. Gözüme çarptığında yapıyorum.
  • Saksıya küçük bir not ya da çubuk etiketi. Üstünde en son sulama tarihi. Bunu her sulamada güncelliyorum; “En son ne zaman?” sorusunun cevabı bitkinin kendisinde.
  • Parmakla toprak kontrolü. Toprağa parmağı iki üç santim batırmak, çoğu bitki için ne zaman su gerektiğini gösteren basit bir yöntem; yine de her bitkinin ihtiyacı farklı olduğu için bitki bilgisine bakmak lazım.
  • Kendi kendini sulayan saksılar ya da fitil yöntemi. Bazı bitkiler için sulamayı kısmen otomatikleştirmek mümkün. Bu her bitkiye uymuyor ve kurulumu bir kez emek istiyor ama sürekli hatırlamak zorunluluğunu azaltabiliyor.

Bunların hiçbiri zorunlu değil. Bir tanesini seçip denemek yeterli.

Az bakım isteyen bitkilerle başlamak

Bir dönem, çok su isteyen bir sürü bitki aldım ve hepsinin birkaç hafta içinde sararmasını izledim. Sonra daha affedici bitkilere yöneldim. Genel olarak, az su isteyen bitkiler, yani sukulentler ve kaktüsler gibi, haftalarca susuzluğa daha dayanıklı olabiliyor. Ama bu da bir genelleme: Her bitkinin ihtiyacı farklı, aşırı sulama da öldürebiliyor.

Bu yüzden bitki alırken şu üç soruyu soruyorum:

  • Ne kadar sık sulama istiyor? Haftada bir mi, on günde bir mi, ayda bir mi?
  • Ne kadar ışık istiyor? Evimdeki en parlak yer mi, yarı gölge mi?
  • Hata payı nedir? Bir kere unutursam ne olur?

Bunları satıcıdan ya da bitki etiketinden öğrenebilirsin. Önce bir bitkiyle başlamak, bir sürü bitkiyi birden almaktan çok daha kolay. Bir bitkiye alıştıktan, düzeni oturduktan sonra ikincisini ekleyebilirsin.

Evden uzakta olduğunda

Birkaç günlüğüne evden ayrılacağım zamanlar, sulama planının ayrı bir sınavı. Burada iki şey işe yarıyor. Birincisi, bitkileri bir hafta öncesinden bir arada, daha aydınlık ve serin bir yere toplamak; böylece hem takip etmek hem de bakmak kolaylaşıyor. İkincisi, güvendiğim biriyle konuşup “şu gün şu bitkilere bir bardak su verir misin?” diye açıkça rica etmek. Bunu yazılı bir notla da destekliyorum: hangi bitki, ne kadar su, hangi gün. Net yazılmış tek bir not, belirsiz bir “bakar mısın” ricasından çok daha iyi çalışıyor.

Bir bitki kuruduğunda

Bir bitkinin kuruduğunu görmek bende bazen küçük bir üzüntü, bazen büyük bir suçluluk yaratıyor. “Canlı bir şeye bile bakamıyorum” cümlesi aklımdan geçiyor.

Bunu şöyle yeniden çerçevelemeye çalışıyorum: Bitki öldü, çünkü bakım sistemim yetersizdi; ben yetersiz değildim. Sistemi değiştirebilirim. Biraz daha görünür bir yer, biraz daha affedici bir bitki, biraz daha net bir rutin. Bir bitkiyi kurutmak bir yargı değil, bir veri.

Bazen de bir süre bitkisiz kalmak daha iyi bir seçim olabiliyor. Yoğun bir dönemdeysem ve hâlihazırdaki sorumluluklarım zaten ağırsa, yeni bir canlıyı eve almamak da bir bakım biçimi.

Günlük yaşamdaki küçük sorumlulukları sürdürmek sana sürekli çok ağır geliyorsa, bunu bir psikiyatriste ya da psikoloğa anlatmak daha geniş bir destek yolu açabilir.

Kendime not

Bitkileri unutmam, onlara değer vermediğim anlamına gelmiyor. Gözümün önünde olmayan, hatırlatıcısı olmayan bir işin unutulması çok insani. Bitkileri görünür kılmak, rutine bağlamak ve gerektiğinde sade tutmak, bende işe yarayan üç küçük yol.

Bu hafta bir şey deneyebilirsin: En çok unuttuğun bitkiyi çay ya da kahve yaptığın yere taşı ve yanına bir bardak su koy. Bir hafta sonra, bitkiye kaç kez baktığını say.

Sık sorulanlar

Bitkileri sulamayı neden sürekli unutuyorum?

Sulama, belli bir zamana bağlı ve bir ipucuyla tetiklenmeyen bir iş. Bitki hemen tepki vermediği için unutmak kolaylaşıyor. DEHB'de bu tür zaman temelli, görünmez işler daha çok kaçabiliyor.

Bitkileri sulamak için hatırlatıcı yeterli mi?

Tek başına çoğu zaman yetmeyebilir. Hatırlatıcıyı bir rutine ya da göze çarpan fiziksel bir ipucuna bağlamak daha etkili olabiliyor. Bitkiyi sık geçtiğin bir yere koymak da yardımcı.

Hangi bitkiler unutkan biri için daha uygun?

Genel olarak az sulama isteyen bitkiler daha affedici olabiliyor; ama her bitkinin ihtiyacı farklı. Bitkiyi alırken satıcıya ya da etiketine bakıp ne kadar suya ihtiyaç duyduğunu öğrenmek iyi olur.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir