Çorba yapmayı sevdiğim günler de var, sevmediğim günler de. Sevmediğim günlerde bile mercimek çorbasına geri dönmemin sebebi şu: malzeme az, adım az ve tencere sayısı bir. Tek tencere mercimek çorbası, mutfağa girmeye hiç niyetim olmayan akşamlarda bile uygulanabilir.
Neden işe yarıyor?
Bu tarifi kendime bir kural hâline getirdim: her şey aynı tencerede. Soğan, havuç, salça, mercimek, su; hepsi sırayla aynı yere giriyor. Yemeğin ortasında başka bir kaba geçmek, bir şeyi süzmek ya da bekletmek gerekmiyor. Takip edeceğin yer tek: tencere.
Bir de unutma tarafı var. Ocağa bir şey koyup başka bir işe kapılmak bana çok tanıdık; saatler sonra “ya, tencere” diye hatırlıyorsun. Çorba bu konuda en bağışlayıcı yemeklerden biri. Su azalırsa biraz su eklersin, koyulaşırsa sıcak su katarsın. Geri dönülmez bir hata pek yok.
Kendini zorlamadan
En kötü gününde soğanı ve havucu atla. Mercimeği yıka, tencereye koy, üzerine su ve bir kaşık salça ekle, yirmi dakika kaynat, tuzla. Çorba biraz sade olur ama sıcak olur. Limon sıkmak ve bir tutam kimyon eklemek de onu epey toparlıyor.
Ezme ya da çırpma işini de zorunlu görme. Kaşıkla biraz ezilmiş, darmadağın bir çorba da çorbadır. Yanına ekmek koymak ya da üstüne bir kaşık yoğurt eklemek, akşam yemeğini tamamlamaya yetiyor.
Bir akşamlık değil, birkaç akşamlık
Çorbayı porsiyonlayıp kapalı kaplara alırsan haftanın ortasında kendine ikinci bir yemek bırakmış olursun. Bunu bir görev olarak değil, “ileri tarihli küçük bir hediye” olarak düşünmek benim için işe yarıyor.
Üstüne ne koyayım?
Bir dilim limon, biraz pul biber, bir tutam kuru nane. Hepsini koymuyorum, genelde sadece limon. Çorbayı servis ederken üç ek malzeme düşünmek bile bir çorbayı yorucu hâle getirebiliyor. Limon sıktığımda çorba bana yeterince “bitmiş” geliyor.
Bu akşam çorba tek tencerede pişiyorsa, geri kalan her şey ertelenebilir.