Bazı günler bir işe o kadar dalıyorum ki saat öğleden sonra olduğunda hâlâ bir şey yememişim. Yemediğimi çoğu zaman karnım ağrımaya başlayınca ya da dikkatim dağılınca fark ediyorum. Çalışma masası atıştırmalık kutusu, bu hâle gelmemek için bulduğum en küçük çözüm.
Neden işe yarıyor?
Odaklanmışken yemek yemek, “ara ver, mutfağa git, ne yiyeceğine karar ver” gibi uzun bir zincir gerektiriyor. Zincirin bir halkası kopsa yemek atlanıyor. Kutu bu zinciri kısaltıyor: yiyecek zaten masada, karar çoktan verilmiş.
Atıştırmalığı önceden kutuya koymanın bir faydası daha var: masada ne yiyeceğimi düşünmüyorum. Zihnim çalıştığım işte kalıyor, elim kutuya gidip bir şey alıyor.
Kendini zorlamadan
Hazırlamak da zor geliyorsa kutuya sadece iki şey koy: bir avuç fındık ve bir meyve. Kutu yoksa küçük bir kâseyi masaya koymak bile iş görüyor. Bir şey yemiş olmak, mükemmel bir kutu hazırlamaktan daha değerli.
Bir gün unuttuysan ya da kutu boş kaldıysa bunu bir sınav sonucu gibi okuma. Sadece ertesi gün kutuyu yeniden doldurursun.
Beden dostu bir hatırlatıcı
Kutuyu masaya koymak tek başına yetmediğinde sessiz bir alarm kullanıyorum. Saat başı titreşiyor ve “bir şey ye” yazıyor. Alarm çalınca kutudan bir lokma alıp işe dönüyorum; ara vermek zorunda değilim. Başka insanlarla birlikte çalıştığım günlerde ise onların bir şey yediğini görmek de beni hatırlatıyor.
Kutunun içeriğini sabit tut
Her gün farklı bir kutu hazırlamaya çalışınca karar yorgunluğu geri geliyor. Ben bir şablon belirliyorum: bir kuruyemiş, bir kuru meyve, bir taze şey, bir de kraker. Hafta boyunca hep aynısını yiyebilirim; sıkılırsam tek bir parçayı değiştiririm. Sıkıcı olması bu kutunun zaten amacı: düşünmeden alıp yemek.
Yarın masana oturduğunda kutu hazırsa, kendine küçük bir güvence sağlamış olursun.