Sabahları kafam çoğu zaman yeni açılan bir bilgisayar gibi yavaş. Böyle bir kafayla dolabı açıp “ne yesem” diye düşünmek, kahvaltıyı atlamanın en kısa yoluydu. Overnight oats tarifini sevmemin nedeni de bu: bütün karar akşamdan verilmiş oluyor, sabaha sadece kapağı açmak kalıyor.
Neden işe yarıyor?
Bir DEHB beyni için en zor kısım çoğu zaman yemeği pişirmek değil, başlamak. Bu tarifte sabahın başlangıç yükü sıfır. Ocak yok, unutulacak bir şey yok, yanan tava yok. Tek kavanoz var; hem karıştırma kabı hem de yeme kabı. Bulaşık dağının büyümesi de böylece durmuş oluyor.
Bir de zamanlama işi var. Akşam enerjim sabaha göre biraz daha yerindeyse, işi oraya kaydırıyorum. Kendime “sabah kalkınca yapacağım” demek yerine “şimdi beş dakikalık küçük bir iş” diyorum. Bunu başarabiliyorum.
Kendini zorlamadan
En kötü gününde sadece yulafı ve sütü bir kaba koy, karıştırma bile. Ertesi gün yine yenir. Yoğurt, bal, tarçın, hepsi isteğe bağlı. Hazırlamayı bir akşam unuttuysan, sabah yulafı sütle karıştırıp on dakika bekletebilir, yine de bir kahvaltı yapmış olursun. Hiç hazırlamadığın bir sabah da olursa dert değil; kimse seni sayaçla ölçmüyor.
Tadı konusunda tek tavsiyem şu: ilk denemede fazla sulandırma. Bence ince bir kıvam yerine biraz koyu bir kıvam daha rahat yeniyor, kaşıkla yemesi kolay. Sevmediysen bir sonraki sefer oranı değiştirirsin, yanlış yapmış olmazsın; sadece kendi oranını buluyorsun.
Aklında kalsın
Çok fazla malzeme ekleme dürtüsüne kapılma. Tarif zaten üç beş şeyle tamam. Buzdolabında yedi çeşit meyve görünce “hepsini kullanayım” diyor, işi büyütüyoruz. Bir meyve, bir tutam tarçın, bitti.
Yarın sabah kavanozun senin için hazır beklemesi, bu akşam yapabileceğin en küçük iyilik olabilir.