“Hiçbir şey yapmak istemiyorum” cümlesi, DEHB'li bir akşamın en dürüst cümlesi olabilir. Böyle günlerde nohutlu ton salatası tarifi beni kurtarıyor; çünkü içinde ocak yok, bekleme yok, tencere yok. Birkaç dolap kapağı açıyorum, bir kaseye atıyorum, bitti.
Neden işe yarıyor?
Yemek yapmayı zorlaştıran şey bazen yemeğin kendisi değil, öncesindeki zihinsel hazırlık: ne yapacağım, nereden başlayacağım, hangi sırayla? Bu salatada sıra zaten belli: önce konserveler, sonra doğrama, sonra sos.
Konserve nohut ve ton balığı uzun süre dayanıyor. Çoğu zaman mutfakta hazır bulunuyorlar; alışverişe çıkmam gerekmiyor. Bu da “yemek yapmak için önce markete gitmem lazım” engelini ortadan kaldırıyor.
Kendini zorlamadan
Doğrama bile gereksiz olabilir. Nohutla ton balığını bir kaseye al, zeytinyağı ve limon ekle, biraz tuz at. Yanında salatalığı elinle ısırarak yiyebilirsin; kesme tahtası yok, ekstra tabak yok. Bu hâliyle de bir yemek.
Elinde çatal yoksa ya da yıkamak istemiyorsan kaseden kaşıkla ye. Yemek yemenin tek bir doğru yolu yok.
Fark ettiğim bir şey
Bu salatayı hazırlarken çoğu zaman elimde telefon oluyor. Bir şey yazıyorum, bir videoya bakıyorum, yarım kalan salata kasede bekliyor. Bunu önlemek için kaseyi masaya götürmeden önce telefonu ters çevirmeyi deniyorum. Hep tutmuyor ama tuttuğunda yemeği daha fark ederek yiyorum.
Yanına ne alırım?
Çoğu zaman ekmek ya da lavaş, bazen bir kaşık yoğurt. Salata tek başına yeterli de gelebilir; çok acıkmışsam ekmek eklemek tabağı tamamlıyor. Bunu kural gibi görmüyorum; o gün neye gücüm yetiyorsa onu yapıyorum. Nohut ve ton balığı hazır dururken “akşam ne yesem” sorusunun en kısa cevabı elimin altında.
Bazı akşamlar bir kaseyi doldurmak, o günün yeterince iyi bir işi olabilir.