Misafir gelmeden ev toplama: son saatin paniğiyle barışmak

Kapı çalmadan önceki o koşturma tanıdık mı? Misafir gelmeden ev toplama paniğini DEHB ile nasıl yönetiyorum, son saatte neye öncelik veriyorum? Anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Telefon titredi: “Yarım saate oradayım!” Ekrana baktım, sonra salona baktım. Kanepede katlanmamış çamaşırlar, sehpada üç bardak, yerde açık bir kutu, mutfak tezgâhında dünden kalan tencere. Bir sonraki yarım saat, bir aksiyon filminin montaj sahnesi gibi geçti. Kapı çaldığında nefes nefeseydim, yatak odasının kapısı sıkıca kapalıydı ve içerisi bir kasırgadan çıkmış gibiydi.

Misafir gelmeden ev toplama paniği, DEHB ile yaşayan pek çok insanın gülerek ama biraz da yorgunlukla anlattığı bir deneyim. Bu yazıda o paniği neden yaşadığımı, son bir saatte neye öncelik verdiğimi ve bu döngüyü nasıl biraz daha hafif hâle getirmeye çalıştığımı anlatıyorum.

Kısaca: Misafir gelmeden ev toplama paniği, yaklaşan bir son tarihin yarattığı aciliyetle ortaya çıkar. Kısa sürede en çok farkı çöpler ve koku, banyo, misafirin oturacağı alan ve giriş yaratır. Yeri belli olmayan eşyaları bir sepete toplamak zaman kazandırır. Önceden küçük hazırlıklar yapmak ise paniği azaltır.

Misafir paniği neden bu kadar yoğun?

İlginç olan şu: Aynı evi bir hafta boyunca toplayamazken, misafir gelmeden önceki yarım saatte neredeyse sihirli bir hızla topluyorum. Bunun sebebi bende çok net: aciliyet.

DEHB'de başlamak çoğu zaman en zor kısım. Ama net bir son tarih ve yakın bir sonuç olduğunda, başlamak birden kolaylaşabiliyor. Misafir gelecek, saat belli, sonuç belli. Beyin, haftalardır ertelediği işi birden “şimdi” kategorisine alıyor.

Bunun yanında bir de utanç var. Evimin dağınık hâlinin görülmesi fikri, bende güçlü bir rahatsızlık yaratıyor. Bizim kültürümüzde “misafire hazır ev” beklentisi zaten yüksek. Bu beklenti, paniği daha da büyütüyor. Yarım saatlik koşturmanın içinde sadece toplamak değil, yargılanmamak için yarışmak da var.

Panik bir şekilde işe yarıyor. Ev toplanıyor. Ama bedeli de var; o konuya biraz sonra döneceğim.

Misafir gelmeden ev toplama: öncelik sırası

Panik anında en büyük sorunum, nereden başlayacağımı bilmemek. Her şey aynı anda acil görünüyor. Bu yüzden önceden düşündüğüm bir öncelik sırası var. Telefonumda bir not olarak duruyor ve panik geldiğinde onu açıyorum:

  1. Çöp ve koku. Çöpü bağla, kapının önüne çıkar. Pencereleri aç. Koku, görüntüden önce fark ediliyor.
  2. Banyo. Misafirin büyük olasılıkla kullanacağı tek oda. Lavabo, ayna, klozet. Temiz bir el havlusu. Tuvalet kâğıdının olduğundan emin ol.
  3. Misafirin oturacağı yer. Kanepe ve sehpa. Üzerindeki her şeyi kaldır. Boş bir yüzey, odanın bütününü düzenli gösteriyor.
  4. Giriş. Kapının önündeki ayakkabılar, paltolar. Misafirin ilk gördüğü yer burası.
  5. Mutfağın görünen kısmı. Bütün mutfak değil; sadece misafirin bakacağı tezgâh. Bulaşıkları lavaboya ya da makineye, tezgâhı sil.
  6. Işık ve son dokunuş. Işıkları aç, yastıkları düzelt. Varsa bir mum yak.

Bu sıranın mantığı, en görünür ve en hissedilir şeyleri öne almak. Misafir dolabını açmayacak, yatağının altına bakmayacak. Önemli olan, birlikte geçireceğiniz alanın rahat olması.

Kapalı kapı odası ve sepet yöntemi

Bir itirafta bulunayım: Misafir gelmeden önce bende hep bir “kapalı kapı odası” oluyor. Yerini bulamadığım her şey o odaya gidiyor ve kapı kapanıyor. Uzun süre bundan utandım. Sonra bunu bir yöntem olarak benimsedim, ama küçük bir değişiklikle.

Eşyaları rastgele bir odaya fırlatmak yerine, hepsini büyük bir sepete ya da çamaşır sepetine topluyorum. Sepet dolunca kapalı odaya gidiyor. Misafir gittikten sonra o sepeti açıp eşyaları yerlerine dağıtıyorum. Bu sayede kapalı oda bir kasırga alanına dönüşmüyor; içinde sadece düzgünce bekleyen bir sepet oluyor.

Bu yöntemin bir püf noktası var: Sepeti misafir gittikten sonraki ilk gün boşaltmak. Yoksa o sepet, haftalarca bekleyen yeni bir yığına dönüşebiliyor. Ben bunun için misafir gittiği akşam ya da ertesi sabah on dakikalık bir zamanlayıcı kuruyorum.

Aciliyetin iki yüzü

Misafir paniği evi topluyor, evet. Ama ardından genellikle bir çöküş geliyor. Misafir gittikten sonra kendimi tamamen tükenmiş hissediyorum. Bütün enerjimi o yarım saatlik koşturmaya harcamışım. Ertesi gün hiçbir şey yapamıyorum ve ev yavaş yavaş yine eski hâline dönüyor.

Bir de şu var: Evi sadece misafir için toplamaya alıştığımda, kendim için toplamayı unuttum. Kimse gelmeyecekse evin hâli önemsizmiş gibi geldi. Oysa o evde en çok yaşayan benim. Evi kendim için de yaşanabilir tutmak istiyorum.

Bu yüzden aciliyeti tamamen reddetmek yerine, onu tek dayanağım olmaktan çıkarmaya çalışıyorum. Misafir paniği arada bir işe yarayan bir motor olabilir. Ama günlük düzeni o motora bağlamak, sürekli tükenmekle sonuçlanıyor.

Paniği azaltmak için önceden küçük hazırlıklar

Misafir gelmeden önceki yarım saati daha sakin geçirmek için, sakin zamanlarda yaptığım birkaç küçük hazırlık var:

  • Banyonun hep hazır olması. Temiz bir misafir havlusu, yedek tuvalet kâğıdı ve bir sıvı sabun banyoda hep duruyor. Bunları misafir gelmeden önce aramak zorunda kalmıyorum.
  • Sabit bir “her şey sepeti”. Salonun bir köşesinde boş bir sepet hep bekliyor. Panik anında onu aramıyorum.
  • Öncelik listesinin telefonda olması. Panik anında düşünmek zor; listeye bakmak kolay.
  • Bir alanın hep yaşanabilir olması. Kanepe ve sehpa, evin geri kalanından daha sık toplanıyor. Böylece misafir geldiğinde en azından oturacak bir yer hazır oluyor.

Bu hazırlıklar paniği tamamen ortadan kaldırmıyor. Ama yarım saatlik işi on beş dakikaya indirebiliyor.

Misafir gittikten sonra: yumuşak bir iniş

Misafir paniğinin en çok ihmal ettiğim kısmı, sonrası oldu. Kapı kapanınca kanepeye çöküyor, kalan her şeyi ertesi güne bırakıyordum. Ertesi gün de tükenmiş oluyordum. Masada kirli fincanlar, kapalı odada dolu sepet, mutfakta tabaklar. Toplanmış ev iki gün içinde eskisinden de dağınık hâle geliyordu.

Şimdi misafir gittikten sonra kendime küçük bir iniş planı veriyorum. Hepsini toplamak değil; sadece üç şey: fincanları ve tabakları lavaboya götürmek, çöpü bağlamak ve kapalı odadaki sepeti salona geri getirmek. Sepeti görünür bir yere koymak, ertesi gün onu unutmamamı sağlıyor. Bu üç şey on dakikadan kısa sürüyor ve ertesi sabah uyandığımda karşıma bir felaket değil, yarım kalmış ama yönetilebilir bir ev çıkıyor.

Sonra gerçekten dinleniyorum. Sosyal bir akşam, DEHB'li beyin için de ayrı bir yorgunluk olabiliyor. Dinlenmek de o akşamın bir parçası.

Son bir not

Bir keresinde, yarım saatlik koşturmayı bir kenara bırakıp kapıyı açarken şunu söyledim: “Ev biraz dağınık, kusura bakma.” Arkadaşım güldü ve “Seni görmeye geldim, evini değil” dedi. Bu cümle aklımda kaldı.

Evin her zaman misafire hazır olması gerekmiyor. Sevdiğin insanlar, çoğu zaman evin hâlinden çok senin hâlinle ilgileniyor. Bir dahaki sefere telefon titrediğinde, öncelik listesine bak, birkaç şeyi topla ve sonra dur. Gerisi, birlikte içeceğiniz çaydan daha önemli değil.

Sık sorulanlar

Misafir gelmeden önce kısa sürede evi nasıl toplarım?

Önce çöpleri ve kokuyu, sonra banyoyu, ardından misafirin oturacağı alanı ve girişi toplamak en görünür farkı yaratır. Yeri belli olmayan eşyaları bir sepete toplayıp sonra yerleştirmek zamandan kazandırır.

Neden sadece misafir geleceği zaman ev toplayabiliyorum?

Yaklaşan bir misafir, işe net bir son tarih ve güçlü bir aciliyet hissi ekler. DEHB'de bu tür dış baskılar başlamayı kolaylaştırabilir. Ama sadece bu baskıya dayanmak yorucu olabilir; küçük ve düzenli toplamalar yükü hafifletir.

Evim dağınıkken misafir kabul etmekten utanıyorum, ne yapabilirim?

Bu çok yaygın bir his. Yakın arkadaşlarına evin hâlini önceden söylemek ve sadece misafirin kullanacağı alanları hazırlamak utancı azaltabilir. İnsanlar çoğu zaman evin hâlinden çok, birlikte geçen zamanı hatırlar.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir