Kadın arkadaşlıklarında DEHB: görünmez kurallar ve kırgınlıklar

Kadın arkadaşlıklarında DEHB, geç dönülen mesajlar ve unutulan ayrıntılarla sessiz kırgınlıklara yol açabilir. Bağları korumanın şefkatli yollarını yazdım.

· · 5 dk okuma

Kadın arkadaşlıklarının görünmez kuralları var: Önce kim yazar, mesaja ne kadar sürede dönülür, doğum günü ne zaman hatırlanır, hangi ayrıntı unutulmaz, kim kimin hayatındaki küçük gelişmeleri aklında tutar. Bu kuralların hiçbiri yazılı değil; ama bozulduğunda herkes hissediyor.

Kadın arkadaşlıklarında DEHB, tam da bu görünmez kuralların bir kısmına zor yetişen bir zihnin hikâyesi. Bu yazıda bir arkadaşlık uzmanı olarak değil, bu kuralların arasında yürümeye çalışan biri olarak, neyin zorladığını, neyin kırdığını ve neyin onarabildiğini anlatıyorum.

Kısaca: DEHB'li bir kadın arkadaşlıkta geç dönen mesajlar, unutulan ayrıntılar ve bölünen dikkat yüzünden istemeden “umursamıyor” izlenimi verebilir. Niyeti anlatmak, küçük düzenler kurmak ve kendine “fazla” ya da “yetersiz” demeyi bırakmak bağları güçlendirebilir.

Kadın arkadaşlıklarında DEHB neden ayrıca konuşulmalı?

Kadınların arkadaşlıkları çoğu zaman yakınlık, paylaşım ve sürekli temas üzerine kuruluyor. Bu güzel bir şey; ama aynı zamanda hatırlama, takip etme ve zamanında karşılık verme gibi becerilerin yoğun istendiği bir alan. Bütün kadınlar için böyle olduğunu söylemiyorum; yine de birçoğunun bu kuralları tanıdığını sanıyorum.

DEHB'li bir kadın için bu beklentiler, çalışma belleği, zaman algısı ve dikkatle doğrudan çarpışıyor. Arkadaşını sevdiğin hâlde mesajına üç gün sonra döndüğünde, bunu açıklamak ve karşındakinin “ben ona önemli değilim” hissine kapılmasını önlemek zor olabiliyor.

Hangi anlar zorlayabiliyor?

Kendi gözlemlerimden ve başkalarının anlattıklarından çıkan, sık karşılaşılan birkaç an var:

  • Mesajlara dönmek. Mesajı okuyup “akşam cevap veririm” diyorum ve gün bitiyor. Üç gün sonra cevap vermek utancı büyütüyor.
  • Ayrıntıları hatırlamak. Arkadaşımın anlattığı o önemli randevuyu ya da kaygıyı sormayı unutmak.
  • Planlara yetişmek. Buluşmayı unutmak ya da geç kalmak.
  • Konuşma temposu. Heyecanlanıp sözünü kesmek ya da dikkatim kaydığında “bir daha söyler misin?” demekten çekinmek.
  • Grup sohbetleri. Yüzlerce mesajın arasında kaybolmak ve bir şey kaçırmışım hissi.
  • Doğum günleri. Hatırlamak için kurduğum alarmların bile kaçması.

Bunların hiçbirinde arkadaşımı umursamama durumu yok. Ama dışarıdan bakan bir göz, tam da bunu yorumlayabiliyor.

Grup sohbetleri ve kalabalık masalar

Grup sohbetleri, DEHB'li bir kadın için ayrı bir sınav olabiliyor. Konu çok hızlı akıyor, mesajlar üst üste biniyor, hangi cevabın kime ait olduğunu takip etmek yoruyor. Bende işe yarayan şeylerden biri, bildirimi kapatıp günde belirli bir saatte toplu bakmak; bir diğeri de önemli bir plan çıktığında bunu hemen kendi takvimime taşımak. Kalabalık bir masada konuşmayı kaçırdığımda ise gizlice telefona bakmak yerine bir an sessiz kalıp dinlemeye dönmeyi deniyorum. Her zaman olmuyor; olmadığında da dünya yıkılmıyor.

Sessizlik nasıl kırgınlığa dönüşür?

Arkadaşlık çoğu zaman büyük olaylarla değil, küçük sessizliklerle zedeleniyor. Ben cevap vermediğimde, arkadaşım belki “ona yük oluyorum” diye düşünüyor; ben cevap vermediğim için utanıyor ve daha da kaçınıyorum. İki taraf da sessiz kaldıkça, mesafe büyüyor ve kimse yanlış bir şey yapmamış oluyor.

Bu döngüyü fark etmek bende büyük bir rahatlama yarattı. Sessizliğin çoğu zaman “soğuma” değil, “utanç” olduğunu görmek, ilk mesajı yazmayı biraz daha kolay hâle getirdi. Uzun bir sessizlikten sonra yazmak zor; ama “uzun zaman oldu, ben de seni çok özledim ve geç kaldığım için üzgünüm” gibi kısa ve sıcak bir cümle çoğu zaman kapıyı açıyor.

Onarım mesajı yazmak

Bir arkadaşım kırgın görünüyorsa ya da ben bir şeyi unuttuğumu fark ettiysem, en çok zorlandığım şey ilk cümleyi bulmak. Uzun açıklamalar yazmak cazip geliyor, ama genelde kısa olan daha iyi sonuç veriyor. Benim kendime hazırladığım bir şablon var: bir cümle gerçeği kabul eder, bir cümle önemsediğimi söyler, bir cümle somut bir adım önerir. Örneğin: “Doğum gününü kaçırdım, çok üzgünüm. Senin için önemli olduğunu biliyorum. Bu hafta seni bir kahveye çağırabilir miyim?” Bu kadar. Savunma ya da uzun bir DEHB açıklaması şart değil; karşındaki isterse sen sonra anlatırsın.

Yoğun başlayıp çabuk sönen arkadaşlıklar

Bir de yeni biriyle tanıştığımda yaşadığım şey var: yoğun ilgi, uzun sohbetler, her şeyi paylaşma isteği. Bu çok güzel bir his; ama bazen bir süre sonra enerji düşüyor ve o yakınlığı sürdürmek zorlaşıyor. Karşımdaki kişi bunu bir geri çekilme olarak okuyabilir.

Bunu romantize etmek ya da kendime suçlama aracı yapmak istemiyorum. Sadece bir örüntü olarak not ediyorum: Yeni ilişkilerin başında kendime fazla büyük sözler vermemek, ritmi başından makul tutmak, bu örüntünün yaralarını biraz azaltıyor. “Her gün yazarım” yerine “haftada bir yazarım” demek gibi.

“Fazla” ve “yetersiz” arasında sıkışmak

Birçok DEHB'li kadının anlattığı bir şey: Aynı anda hem fazla (fazla konuşkan, fazla duygusal, fazla yoğun) hem de yetersiz (yeterince hatırlamıyor, yeterince ulaşılabilir değil) hissetmek. Bu iki ucun arasında bir yerde durmak yorucu; çünkü her ikisinde de “yanlış olan ben” sonucuna çıkıyorum.

Bu sese karşı söylediğim şey: Arkadaşlık, kusursuz bir performans değil; iki insanın birbirini kabul etme biçimi. Bana “fazla” diyen biri olursa, bu o kişinin kapasitesini anlatıyor olabilir; bana değer veren biri de “yetersiz” ölçüsüne bakmıyor. Bu cümleyi her zaman içselleştiremiyorum; ama tekrar etmek yardımcı oluyor.

Arkadaşlıkları korumak için küçük düzenler

Aşağıdakiler benim için işe yarayan ya da yaraması muhtemel küçük şeyler:

  1. Hemen kısa cevap. Uzun cevap veremiyorsam bile “Gördüm, akşama yazarım, seni düşündüm” gibi tek satır. Sessizlik yerine kısa bir işaret.
  2. Sesli mesaj. Yazmak zor geldiğinde sesli mesaj bazen çok daha kolay ve sıcak.
  3. Doğum günü ve önemli tarihler için hatırlatıcı. Takvime önceden yazılı, bir gün öncesinden haber veren alarm.
  4. Arkadaşın anlattığı önemli şeyi hemen not almak. “Perşembe randevusu” gibi; sonra sormak için.
  5. Buluşma ritmi. Ayda bir ya da iki haftada bir gibi, sürdürülebilir bir ritim belirlemek ve takvime koymak.
  6. Niyeti söylemek. “Mesajlara geç dönebiliyorum, bu seninle ilgili değil” demek.
  7. Yeniden başlamaya izin vermek. Bir hata olduğunda “her şey bitti” yerine “bir kez daha deneyeyim” demek.

İsteyen arkadaşına DEHB'yi anlatabilir; istemeyen sadece ihtiyacını söyleyebilir. İkisi de geçerli.

Doğru kişilerle olmak

Her arkadaşlık sürdürülemeyebilir, bu da normal. Ama bazı insanlar, hatırlama ve zaman zorluklarına rağmen seni seviyor; bazıları ise bunu kişisel algılıyor. Bu ayrımı görmek, enerjini nereye vereceğini belirlemeye yardımcı oluyor. Benzer yollardan geçen kadınlarla konuşabileceğin bir alan bulmak da yalnızlığı azaltabiliyor.

Arkadaşlıklarda yaşadığın zorluklar seni sürekli yalnızlığa ve umutsuzluğa itiyorsa, bir psikologla ya da psikiyatristle konuşmak iyi gelebilir. Kendine zarar verme düşüncesi varsa beklemeden bir sağlık kuruluşuna başvur ya da 112'yi ara.

Kendime not

Arkadaşlığı sürdürmek, çoğu zaman “hep orada olmak” değil; kopmuş bağı onarmaya devam etmek. Bunu yapabildiğim her sefer, kendime de “bir şeyi geç yapmak, hiç yapmamak değil” demiş oluyorum.

Bu hafta aklına gelen bir arkadaşa tek cümlelik bir mesaj yaz: “Aklıma geldin, nasılsın?” Cevap hemen gelmese de, bu cümlenin kendisi bir köprü.

Sık sorulanlar

DEHB arkadaşlıkları nasıl etkileyebilir?

Mesajlara geç dönmek, buluşmaları ya da doğum günlerini unutmak ve konuşmada dikkatin dağılması bazen arkadaşlarda “umursamıyor” izlenimi yaratabiliyor. Bu çoğu zaman ilgisizlikten değil, dikkat ve hatırlama zorluğundan kaynaklanıyor.

Arkadaşıma DEHB'li olduğumu söylemek zorunda mıyım?

Hayır, bu tamamen kişisel bir karar. İstersen DEHB'yi değil, ihtiyacını anlatabilirsin: “Mesajlara geç dönebiliyorum ama seni düşünüyorum” gibi.

Arkadaşlıklarda sürekli “fazla” ya da “yetersiz” hissediyorum, normal mi?

Birçok DEHB'li kadın bu iki ucu da sık yaşadığını anlatıyor. Bu hisler çok ağırlaşıyor ve yalnızlığı artırıyorsa bir psikologla konuşmak iyi gelebilir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir