Gözlük takmaya başlayan birinin ilk kez ağaç yapraklarını tek tek gördüğü anı anlatırlar hep. Ne kadar güzel bir an. Ama o anın bir de öbür yüzü var: “Peki ben bunca zaman neye bakıyormuşum?” sorusu. Geç DEHB tanısı alan birçok kişi, o yaprakları gördüğü gün aynı soruyla da karşılaşıyor.
“Keşke daha önce bilseydim.” Bu cümle benim de kafamda çok döndü. Bazen bir yakınma gibi, bazen bir öfke gibi, bazen de sadece yorgun bir iç çekiş gibi. Bu yazıda o cümlenin içinde neler olduğunu açmak ve onunla nasıl yaşanabileceğine dair düşündüklerimi paylaşmak istiyorum.
Kısaca: Geç DEHB tanısı, rahatlamanın yanında “keşke daha önce bilseydim” diye özetlenebilecek bir pişmanlık ve yas da getirebilir. Bu duygu çok insani. Geçmişi suçlamadan yeniden okumak, kayıpları kabul ederken bugüne dönmek ve gerekirse bir uzmandan destek almak bu yükü hafifletebilir.
Geç DEHB tanısı neden bu kadar sık “keşke” ile gelir?
Bir isim, geriye doğru ışık tutar. Tanıdan sonra insan çoğu zaman bir film şeridi izler gibi geçmişi yeniden oynatır. Yarım kalan okul projeleri, son dakikaya kalan teslimler, “bu sefer farklı olacak” diye başlanıp terk edilen planlar. Hepsi birden yeni bir anlam kazanır.
Bu anlam hem iyileştirici hem acıtıcıdır. İyileştiricidir, çünkü yıllarca karakter kusuru sandığın şeylerin bir açıklaması olduğunu görürsün. Acıtıcıdır, çünkü o açıklamaya erken ulaşsaydın neler farklı olabilirdi diye düşünmeden edemezsin.
“Keşke” cümlesinin içinde genellikle birkaç farklı duygu iç içe geçer:
- Kayıp: Kaçırılan fırsatlar, yarım kalan hayaller, gereksiz yere harcanan enerji.
- Öfke: “Neden kimse fark etmedi?” sorusu. Bazen başkalarına, bazen sisteme, bazen de kendine yönelen bir öfke.
- Üzüntü: Kendine yıllarca sert davranmış olmanın verdiği hüzün.
- Rahatlama: Bütün bunların ortasında, garip bir şekilde, “demek ki benim suçum değilmiş” hafifliği.
Bunların hepsini aynı anda hissetmen tuhaf değil. Hatta bence tanının en dürüst tepkisi tam olarak bu karışıklık.
Bir de çevreden gelen tepkiler var. “Ne değişti ki, sen yine aynı sensin” ya da “Artık bir bahanen var” gibi cümleler, zaten karışık olan duyguların üstüne bir katman daha ekleyebiliyor. Bu tepkiler çoğu zaman senin yaşadığını anlamamaktan geliyor. Herkesin seni anlamasını beklemek zorunda değilsin; önce kendinin anlaması yeterli bir başlangıç.
Geçmişi yeniden okumak: suçlamadan anlamak
Tanıdan sonra en kolay tuzaklardan biri, geçmişi yeni bir suçlu bulmak için taramak. Ailen neden görmedi, öğretmenler neden fark etmedi, sen neden daha önce araştırmadın? Bu sorular anlaşılır. Ama sonu gelmeyen bir sorgu odasına dönüşebilirler.
Benim için işe yarayan şey, geçmişe bir hâkim gibi değil, bir arkadaş gibi bakmaya çalışmak oldu. O zamanki sen, elindeki bilgilerle ve elindeki araçlarla elinden geleni yapıyordu. O zamanki çevren de çoğu zaman kendi bildikleriyle hareket ediyordu. Bu herkesi her şeyden aklamak anlamına gelmiyor; sadece suçlamanın yerine anlamayı koymak demek.
Bir başka nokta da şu: geçmişi yeniden okurken her şeyi DEHB'ye bağlamak cazip gelebilir. Oysa hayat tek bir açıklamaya sığmayacak kadar karmaşık. Bazı zorluklar DEHB ile ilgiliydi, bazıları başka şeylerle. Bu ayrımı kendi başına yapmak zorunda değilsin; bir uzmanla konuşmak burada da yardımcı olabilir.
O zaman neden fark edilmedi?
Bu soru neredeyse herkesin aklına geliyor. Kesin cevabı her hikâyede farklı ama bazı genel nedenler sık sık konuşuluyor.
DEHB herkeste aynı görünmüyor. Sınıfta yerinde duramayan, sürekli konuşan çocuk imajı yaygın olsa da, dikkati içeride dağılan, dalgın ve sessiz çocuklar çok daha kolay gözden kaçabiliyor. Dışarıdan “hayalperest” ya da “biraz dağınık” diye etiketlenip geçilebiliyor.
Bazı kişiler de zorluklarını yoğun bir çabayla telafi ediyor. Notları iyi olan, ödevini son gece de olsa yetiştiren, dışarıdan bakınca idare ediyor gibi görünen biri, içeride bunun bedelini ödüyor olabilir. Bu bedel görünmediği için kimse bir şey sormuyor.
Bir de genel farkındalık meselesi var. Yetişkin DEHB'si hakkında konuşulması, bilgiye erişimin kolaylaşması görece yeni sayılabilir. Geçmişte bu soruyu sorabilecek bir dil, çoğu insanın elinde yoktu.
Bu nedenleri bilmek “keşke”yi ortadan kaldırmıyor ama ona bir bağlam veriyor. Fark edilmemiş olman, zorluklarının küçük olduğu anlamına gelmiyor. Sadece görünmeyen bir yerde yaşandıkları anlamına geliyor. Ben bunu düşündükçe, geçmişteki halime karşı daha az sabırsız oluyorum. O zamanki ben, kimsenin adını koymadığı bir yükü taşıyordu ve yine de yürümeye devam ediyordu.
“Keşke” ile ne yapabilirim?
Bu duyguyu yok etmeye çalışmak yerine onunla bir şeyler yapmak bana daha gerçekçi geliyor. Denediğim ve işe yarar bulduğum birkaç yol:
- Yazmak: Kafamda dönen “keşke”leri tek tek kâğıda dökmek. Yazılınca hem daha somut, hem de daha sınırlı görünüyorlar.
- Geçmişteki kendine mektup: O zamanki sana, bugün bildiklerinle bir mektup yazmak. Suçlayan değil, anlayan bir mektup.
- İki liste: Bir tarafa kayıplarını, diğer tarafa bunca yıl kendi başına geliştirdiğin yolları yazmak. İkinci liste genellikle sandığımdan uzun çıkıyor.
- Bir yas zamanı belirlemek: Bu duygulara her an değil, belirli anlarda alan açmak. Mesela akşam yürüyüşleri ya da haftada bir kısa bir yazı.
- Konuşmak: Güvendiğin biriyle, benzer şeyler yaşamış insanlarla ya da bir uzmanla.
Bu adımların hiçbiri duyguyu sihirli bir şekilde kaldırmıyor. Ama onu taşınabilir bir ağırlığa çeviriyor.
Kayıpların yanında taşıdığın şeyler
Burada dikkatli olmak istiyorum, çünkü kolayca romantize etmeye kayabilecek bir konu. DEHB'yi bir armağan gibi sunmak niyetinde değilim. Kayıplar gerçek ve onları küçültmek, yaşadıklarına haksızlık olur.
Ama bir şeyi de görmek gerekiyor: bunca yıl bir açıklaman olmadan, bir desteğin olmadan bir şekilde yolunu bulmuşsun. Belki eğri büğrü yollardan, belki çok yorularak. Bu dayanıklılık, kendi geliştirdiğin küçük sistemler, insanları anlama biçimin, bunların hepsi seninle birlikte geliyor.
Geç tanı, o yolu yeniden yürümeni değil, bundan sonraki yolu farklı yürüyebilmeni sağlıyor. Geçmişi değiştiremiyoruz. Ama geçmişe bakış biçimimizi ve bundan sonrası için kurduğumuz desteği değiştirebiliyoruz.
Eğer bu duygular uzun süre seni bırakmıyorsa, günlerini ağırlaştırıyorsa, bunu bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak iyi bir adım olabilir. Yas tutmak için de destek almak meşru.
Geçmişe bir selam
Şimdi “keşke daha önce bilseydim” cümlesi aklıma geldiğinde, sonuna bir şey eklemeye çalışıyorum: “Ama şimdi biliyorum.” Bu ekleme pişmanlığı silmiyor; sadece onun yanına bir de kapı açıyor.
Sen de bu cümleyle boğuşuyorsan, ona sert davranma. O cümle, kendine daha iyi bakmak isteyen bir yerden geliyor. Geçmişteki sana bir selam gönder, sonra yavaşça bugüne dön. Bugün de bir başlangıç günü sayılır.