Bir haber aldığında hangi duyguyu hissetmen gerektiğini kimse söylemez ama herkes bir şey bekliyormuş gibidir. Mutlu mu olmalısın, üzgün mü? Ya ikisi birden gelirse? DEHB tanısı sonrası pek çok insanın yaşadığı şey tam olarak bu: aynı anda hem hafiflemek hem de bir şeylerin yasını tutmak.
Ben bu karışıklığı ilk fark ettiğimde, kendimi biraz tutarsız hissetmiştim. Bir yanım “Sonunda!” diye bağırırken öbür yanım sessizce ağlamak istiyordu. Zamanla anladım ki bu bir tutarsızlık değil; insan olmanın oldukça olağan bir hâli. Bu yazı, o iki duyguya aynı odada yer açmak üzerine.
Kısaca: DEHB tanısı sonrası rahatlama ve yas çoğu zaman bir arada gelir. Rahatlama, yıllardır yaşananlara bir açıklama bulmaktan; yas ise kaybedilen zamandan ve eski benlik hikâyesinin değişmesinden doğar. İkisine de alan açmak, duygular ağırlaşırsa bir uzmandan destek almak bu dönemi kolaylaştırabilir.
DEHB tanısı sonrası rahatlama nereden gelir?
Rahatlamanın kaynağı çoğu zaman tek bir cümleye sığar: “Demek ki bunun bir adı varmış.” Yıllarca “Neden herkes yapabiliyor da ben yapamıyorum?” diye sorduktan sonra, bunun bir karakter meselesi olmadığını duymak, omuzlardan bir yük almak gibi.
Belki de en büyük rahatlama, kendine yapıştırdığın etiketlerin sarsılması. “Tembel”, “sorumsuz”, “dağınık” gibi kelimeler bazen başkalarından, bazen de insanın kendi iç sesinden gelir. Tanı bu kelimeleri bir anda silmez ama onların ne kadar haksız olduğunu görmeye başlamanı sağlar.
Rahatlamanın bir başka katmanı da yalnız olmadığını fark etmek. Benzer şeyleri yaşayan çok sayıda insan olduğunu bilmek, “bir tek ben böyleyim” hissini yumuşatır. Bu his, bence tanının en iyileştirici yanlarından biri.
Ve tabii bir de umut var. Bir şeyin adı konduğunda, onunla ilgili konuşmak, öğrenmek ve destek aramak da mümkün hâle gelir. Belirsizlik yerini bir yol haritasına bırakır.
Peki bu yas neyin yası?
Yas kelimesi büyük gelebilir ama bazen başka bir kelime bulamıyorum. Tanıdan sonra insanın içinde bir şeylerin kaybını duyduğu oluyor. Bu kayıplar kişiden kişiye değişse de bazıları sık sık dile getiriliyor:
- Kaybedilen zaman: Bilseydim farklı yapabileceğimi düşündüğüm yıllar.
- Olabilecekler: Seçilmeyen yollar, bırakılan hayaller, belki daha az zorlanarak yaşanabilecek bir hayat.
- Eski hikâye: Kendimle ilgili yıllardır anlattığım hikâyenin değişmesi. Tanıdık bir hikâye, acı verici olsa bile, bırakılması zor bir şey.
- “Normal” hayali: Bir gün yeterince çabalarsam her şeyin düzeleceğine dair o eski inanç.
- Kendine yapılan haksızlık: Kendine yıllarca sert davranmış olmanın hüznü.
Bu kayıpları fark etmek can yakabilir. Ama bence bunları görmezden gelmek, bir süre sonra daha ağır bir şekilde geri dönmelerine neden olabiliyor. Adını koymak, yası da daha taşınabilir kılıyor.
Yasın içinde öfke de olabilir. Fark etmeyenlere, “biraz daha dikkat et” diyenlere, belki de kendine. Bu öfkeyi bastırmaya çalışmak yerine onu da bir duygu olarak kabul etmek, zamanla daha yumuşak bir yere varmana yardım edebilir. Öfkeyi hissetmek, onunla birilerini suçlamak zorunda olduğun anlamına gelmiyor.
İki duyguyu aynı anda taşımak
Rahatlama ve yas birbirini dışlamıyor. Bazı günler biri öne çıkıyor, bazı günler öbürü. Bir sabah kendini çok hafif hissedebilir, öğleden sonra eski bir anı yüzünden içinde bir boşluk duyabilirsin. Bu dalgalanma bir şeylerin yanlış gittiği anlamına gelmiyor.
Ben bu duyguları bir terazinin iki kefesi gibi değil, aynı gökyüzündeki bulutlar gibi düşünmeye çalışıyorum. Biri diğerini iptal etmiyor; sadece geçip gidiyorlar ve yerlerine yenileri geliyor. Hangisinin “doğru” duygu olduğuna karar vermem gerekmiyor.
Dışarıdan gelen beklentiler de işi zorlaştırabiliyor. Bazı insanlar “Ama artık biliyorsun, sevinmen lazım” der; bazıları da “Bir etiket ne değiştirir ki?” diye sorar. Bu iki uç da senin yaşadığını tam karşılamıyor. Kendi duygularına başkalarının çizdiği bir çerçeveden bakmak zorunda değilsin.
Kendinle ilgili hikâyeyi yeniden yazmak
DEHB tanısı sonrası yaşanan en derin değişikliklerden biri bence kimlikle ilgili. Yıllardır kendine anlattığın hikâye birden yeni bir bölüm kazanıyor. “Ben hep işleri son dakikaya bırakan biriyim” cümlesi, “Benim zihnim başlamakta farklı çalışıyor” cümlesine dönüşmeye başlıyor. Bu dönüşüm hem özgürleştirici hem de biraz baş döndürücü.
Bu süreçte iki uca kaymak kolay. Bir uçta, her şeyi DEHB'ye bağlayıp kendini yalnızca bu tanıdan ibaret görmek var. Öbür uçta ise tanıyı hiç yokmuş gibi davranıp eski hikâyeye geri dönmek. Ben ikisinin arasında bir yerde durmaya çalışıyorum: DEHB benim bir parçam, ama tamamım değil.
Yeni hikâyeyi yazmak zaman alıyor. Bazı cümleleri silip yeniden yazıyorsun, bazılarını olduğu gibi bırakıyorsun. Acele etmene gerek yok. Kimlik bir günde değişmiyor; yavaş yavaş, her gün biraz daha netleşiyor.
Bu dönemde bana iyi gelen küçük şeyler
Bu bir tavsiye listesi değil; daha çok, kendi deneyimimden ve benzer şeyler yaşayan insanların anlattıklarından süzülen birkaç küçük şey:
- Duygularımı yazmak: Gün içinde hangi duygunun öne çıktığını kısaca not etmek. Hem fark etmemi hem de geçtiğini görmemi sağlıyor.
- Acele etmemek: Tanıdan hemen sonra bütün hayatımı yeniden düzenlemeye çalışmamak.
- Bilgiyi yavaş almak: DEHB hakkında her şeyi birkaç günde okumaya çalışmak yerine, yudum yudum öğrenmek.
- Güvendiğim birkaç kişiyle konuşmak: Herkese değil, beni yargılamadan dinleyeceğini bildiğim birkaç kişiye anlatmak.
- Kendime eski hâlimden bahsederken nazik olmak: “Ne kadar aptalmışım” yerine “Elimden geleni yapıyormuşum” demeye çalışmak.
- Bedenime dikkat etmek: Uyku, yemek, biraz yürüyüş. Duygusal yoğunluk dönemlerinde bunlar ilk aksayan şeyler oluyor.
Bunların hiçbiri duyguları ortadan kaldırmak için değil. Sadece onları taşırken biraz daha sağlam basmak için.
Ne zaman destek istemeli?
Tanı sonrası yaşanan duygular çoğu zaman zamanla yumuşar. Ama bazen ağırlaşabilir, uzun süre seni bırakmayabilir ya da günlük hayatını zorlaştırmaya başlayabilir. Uyuyamıyorsan, kendini sürekli çökkün hissediyorsan, işini ya da ilişkilerini sürdürmekte zorlanıyorsan, bunu bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak çok yerinde bir adım olur.
DEHB'yi değerlendiren uzmanına da bu duyguları anlatabilirsin. Tanının duygusal tarafı, sürecin bir parçası. Bunu konuşmak, sadece belirtilerle değil, seninle de ilgilenilmesini sağlar.
Destek istemek yası “yanlış” yaşadığın anlamına gelmiyor. Bazen bir yükü tek başına değil, birinin yardımıyla taşımak gerekiyor; bu da gayet olağan.
Kapanırken
DEHB tanısı sonrası hissettiklerinin bir sırası, bir takvimi yok. Bugün rahatlamış olabilirsin, yarın hüzünlenebilirsin, bir sonraki hafta ikisini birden hissedebilirsin. Hepsi bu yolun parçası.
Bence önemli olan, kendine bu karışıklığı yaşama izni vermek. Ne rahatlamandan utanmak zorundasın ne de yasından. İkisi de aynı yerden geliyor: kendini daha iyi anlamak isteyen, kendine daha iyi bakmayı hak eden bir yerden. O yere biraz şefkat göster.