Aynı masada aynı cümleyi üçüncü kez okuduğumda, bir şeyin değişmesi gerektiğini anlıyorum. O şey çoğu zaman benim iradem ya da planım değil, bulunduğum yer. Laptopu kapatıp başka bir odaya geçtiğimde ya da bir kafeye gittiğimde, bazen düşüncelerim sanki yeniden akmaya başlıyor.
Peki bu gerçek mi, yoksa sadece geçici bir heyecan mı? Bu yazıda çalışma mekanını değiştirmenin bana ne kazandırdığını, ne kadar sürdüğünü ve hangi bedelleri olduğunu anlatıyorum. Uzman değilim; bunlar kendi gözlemlerim ve çevremdeki DEHB'li insanlardan duyduklarım.
Kısaca: Çalışma mekanını değiştirmek, yenilik etkisiyle başlamayı kolaylaştırabilir ve takıldığında bir sıfırlama gibi iş görebilir. Ama etkisi zamanla azalıyor ve yolu, hazırlığı, gürültüsü gibi bedelleri var. İki ya da üç yer arasında dönüşümlü çalışmak çoğu kişiye daha sürdürülebilir geliyor.
Çalışma mekanını değiştirmek neden dikkati tazeliyor gibi görünüyor?
Bende yeni bir yerin ilk etkisi hep aynı: "Burası farklı, belki burada başlarım." Bu cümlede bir umut var ve sanırım etkinin büyük kısmı o umutta. Yeni bir yer, geçmiş denemelerin yükünü taşımıyor; orada daha önce ertelediğim hiçbir şey yok.
Bir de şu var: Dikkatim yenilik karşısında kolay uyanıyor. DEHB'li birçok insan yeni ve ilgi çekici olana daha çabuk yöneldiğini anlatıyor; ben de öyle. Yeni bir mekân, birkaç gün boyunca algımı tazeleyen bir çevre sunuyor. Sesler, ışık, duvarlar bile başka olunca, zihnim "yeni bir sayfa" gibi davranıyor.
Bunu bilimsel bir kesinlikle söylemiyorum. Yenilik etkisinin DEHB'de nasıl çalıştığına dair ayrıntıları bilmiyorum; benim söyleyebileceğim, kendi deneyimimde bu etkinin gerçek ama geçici olduğu. Ayrıca bir de bağlam meselesi var: Bir yerle bir işi ilişkilendirdiğimde, o yerde oturmak bana işi çağırıyor. Masa başında bu bağlantı kopmuşsa, başka bir yer onu yeniden kurabiliyor.
Denediğim mekanlar ve fark ettiklerim
Her yer her işe uymuyor. Birkaç yeri, farklı işlerle denedim.
Kafe
Kafede çalışmak bende ikili çalıştı. Ortam uğultusu bazı işlerde çok iyi geliyor, çünkü tamamen sessiz bir yerde kendi düşüncelerim yükseliyor. Etrafta başka insanların bir şeylerle uğraşıyor olması da ince bir eşlik hissi veriyor. Ama konuşmalar anlam taşıdığında, ya da yakınımda yüksek sesle telefonla konuşan biri olduğunda, çalışamıyorum. Yazı yazarken kafe bana ağır geliyor; tablo, e-posta ya da düzenleme gibi daha mekanik işlerde iyi.
Kütüphane ya da sessiz ortak alan
Burada fark ettiğim şey, etrafın sessiz çalışması benim için yardım olduğu. Herkesin kafasını eğip bir şeyle uğraştığı bir yerde, çalışmak norm gibi hissettiriyor. Ancak tam sessizlik, bir kâğıt hışırtısı ya da öksürük sesinin bile beni bölebileceği anlamına geliyor. Kulaklıkla ortam sesi açmak orada işe yaradı.
Evin başka bir odası ya da köşesi
Her zaman uzağa gitmem gerekmiyor. Mutfak tezgâhında ayakta çalışmak, balkonda bir sandalyeye oturmak ya da yerde yastıkla çalışmak bile bir sıfırlama gibi iş görüyor. Bunun bedeli çok düşük: yol yok, hazırlık yok. Yenilik etkisi biraz daha zayıf, ama aynı gün içinde birkaç kez denenebiliyor.
Ayakta çalışmak
Ayakta çalışmak bende düşünme işlerinde işe yarıyor; oturunca ağırlaşan zihnim biraz açılıyor. Uzun süre ayakta kalınca bedenim yoruluyor ve bu da dikkatimi bölüyor. Bu yüzden kısa bloklarda tercih ediyorum.
Yeni yerde ilk beş dakika
Yeni bir yere vardığımda en çok yaptığım hata, hemen işe girmeye çalışmak. Yer yeni olduğu için gözüm etrafı taramak istiyor; o dürtüyü bastırmak yerine ona ilk beş dakikayı veriyorum. Oturuyorum, çevreye bakıyorum, suyumu çıkarıyorum, kulaklığı takıyorum, ortam sesimi açıyorum. Sonra işin en küçük parçasıyla başlıyorum. Bu beş dakikalık "yerleşme" süresi, yeni yerin yenilik etkisinin işe sızmasına bir kanal açıyor ve beni sürükleyen bir merakı, işe dönüştürmeme yardım ediyor.
Yenilik eskiyor: iki hafta kuralı
Yeni bir mekân bende genellikle bir iki hafta iyi gidiyor. Sonra aynı yer sıradan oluyor ve ben "tamam, bu da işe yaramadı" diyorum. Gerçekte işe yaramadığı için değil, yenilik tükendiği için.
Bunu fark edince yaklaşımımı değiştirdim:
- İki ya da üç mekan arasında dönüşümlü çalışmak. Hepsini aynı ağırlıkta kullanmıyorum; biri ana yer, diğerleri yedek.
- Küçük değişikliklerle tazelemek. Masanın yönünü değiştirmek, farklı bir ışık eklemek ya da yeni bir nesne koymak, bazen yeni bir yer kadar işe yarıyor.
- Yenilik beklentisini düşük tutmak. Her yeni yerden büyük bir dönüşüm beklemiyorum; "burada biraz daha kolay başlayabilir miyim?" diye bakıyorum.
Bir yerin etkisinin azalması, orada yanlış bir şey olduğu anlamına gelmiyor. Bu, beynin yenilikle ilgili doğal bir eğilimi gibi duruyor. Ben de ona saygı duyup rotasyonla çalışıyorum.
Mekan değiştirmenin bedeli
Bu yöntemi anlatırken bedellerini de saklamak istemem.
- Hazırlık ve yol. Çıkmak, eşyaları toplamak, gitmek ve dönmek enerji istiyor. Bazen asıl çalışmaya yetecek enerjim yoldan önce bitiyor.
- Eşya unutmak. Şarj aletini, kulaklığı ya da notları evde bırakırsam, yeni mekân bir avantaj değil bir engel oluyor.
- Sosyal yük. Kalabalık bir yerde bulunmak, bazı günler bende sosyal yorgunluğa dönüşüyor.
- Maliyet. Bir kafede sürekli oturmanın parası var; ben bunu hesaplamadan yapınca bir süre sonra dert olabiliyor.
- Başlamak için yer aramak. Bazen "daha iyi bir yer bulursam başlarım" diye mekân aramak, bir erteleme biçimine dönüşüyor.
Bu sonuncusu benim için en tehlikelisi. Yerleri karşılaştırmaya başladığımda ve saatler geçtiğinde, durup kendime şunu soruyorum: "Şu an oturduğum yerde bir paragraf yazabilir miyim?"
Gezgin çalışma kiti
Yer değiştirmeyi kolaylaştırmak için küçük bir kit hazırladım. Bir çantada duruyor ve her zaman hazır:
- Şarj aleti ve kulaklık
- Küçük bir defter ve iki kalem
- Su şişesi
- Zamanlayıcı ya da telefonun zamanlayıcı özelliği
- Bir de çıkmadan önce yazdığım tek satırlık "bugünün işi" notu
Kit hazırlığını kolaylaştırıyor ve "unuttum, o hâlde gitmeyeyim" bahanesini azaltıyor. Çantayı akşamdan hazır bırakmak da, sabahki kararı bir adım kolaylaştırıyor.
Ne zaman değiştirmeli, ne zaman kalmalı?
Mekanı değiştirmeyi şu işaretlerde düşünüyorum:
- Aynı masada kırk dakikadır tıkanmışım ve bir paragraf bile ilerlememişim.
- Bulunduğum yer beni bunaltıyor, ama sebebini çözemiyorum.
- Yeni bir başlangıca ihtiyacım var; örneğin yeni bir proje.
Kalmayı ise şu durumlarda seçiyorum:
- Yorgunum ve yola enerji harcamak çalışmama zarar verecek.
- Bulunduğum yerin sorunu aslında yer değil, o günkü ruh hâlim.
- Yer değiştirmek, bir erteleme biçimine dönüşmeye başladı.
Eğer hangi ortamda olursan ol, uzun süredir odaklanmak seni çok zorluyorsa, bunu bir psikiyatriste ya da psikoloğa anlatmak ortamdan bağımsız bir destek olabilir.
Kendime not
Yerin beni iyileştirmesini beklemiyorum; sadece bazen beni biraz daha kolay başlatmasına izin veriyorum. Yenilik bir ödünç enerji gibi; eskiyor, ama geri de geliyor. Onu ne zaman ödünç alacağımı bilmek, mekân seçmekten daha önemli.