Açık ofiste odaklanmak: ses ve ışıkla baş etmenin yolları

Açık ofiste odaklanmak neden bu kadar zor? Ses, görüntü ve ışıkla baş etmek için kulaklık, masa yeri ve konuşma önerilerini kendi gözlemlerimle paylaşıyorum.

· · 5 dk okuma

Açık ofiste ses dört yönden gelir: Biri telefonda konuşur, biri güler, öbür uçta klavyeler tıkırdar, tavanda bir ışık hafifçe vızıldar. Bunların hiçbiri tek başına rahatsız etmez. Ama hepsi aynı anda yaşandığında, ben cümlenin ortasında kaybolurum.

Açık ofis ortamlarında bulunduğum zamanlarda ve çevremdeki DEHB'li insanlardan duyduklarımla, bu ortamda odaklanmanın neden bu kadar zor olduğunu ve neler denenebileceğini yazmak istedim. Uzman değilim; bunlar kendi gözlemlerim ve denemelerim.

Kısaca: Açık ofiste odaklanmak çok kaynaklı ses, hareket ve ışık yüzünden zorlayıcı olabilir. Kulaklık, masa yeri, ışığı yumuşatmak ve kesintiler için net işaretler gibi küçük ayarlar yük azaltabilir. Her şey ayarlanamıyorsa, kısa molalar ve ihtiyaçları açık bir dille konuşmak da bir seçenek.

Açık ofiste odaklanmak neden bu kadar zor?

Benim için en büyük etken anlam taşıyan sesler. Sabit bir uğultuyu zihnim yavaş yavaş arka plana atabiliyor. Ama birinin cümlesi, bir isim, bir kahkaha ya da yarım duyduğum bir konuşma dikkatimi yakalıyor; çünkü beynim onu anlamaya çalışıyor. Duymak istemediğim bir konuşmayı filtrelemek ise ekstra bir çaba.

İkincisi, görsel hareket. Gözümün ucuyla bir insanın geçmesi, ayağa kalkması, bir ekranın yanıp sönmesi, dikkatimi ister istemez çekiyor. Açık ofiste herkes görüş alanımda; kimse başka bir odada değil.

Üçüncüsü, ışık ve ekran. Yoğun, soğuk ve eşit dağılmış bir ışık, bende zamanla bir bunaltıya dönüşebiliyor. Bazen baş ağrısına yakın bir yük hissediyorum, bazen sadece "yorgunum" demeye yetiyor.

Dördüncüsü ise kesintiye açık olmak. "Bir dakikan var mı?" cümlesi açık ofiste hiçbir engelle karşılaşmıyor. Her kesinti, işe geri dönüşü zorlaştırıyor ve bende dönüş çoğu zaman uzun sürüyor.

Bunlar her DEHB'li kişide aynı şekilde yaşanmıyor; bazı insanlar kalabalık ve hareketli ortamlarda daha iyi çalıştığını söylüyor. Ben yalnızca kendi gözlemimi ve çevremden duyduklarımı aktarıyorum.

Sesle baş etmek: kulaklık, ortam sesi, sessiz saatler

Ses konusunda elimde olan birkaç araç:

  1. Kulaklık. Gürültü azaltan ya da yalnızca kulağı örten bir kulaklık, benim için en etkili engel oldu. İş yerinde kullanıma izin varsa, bu çoğu kişi için ilk seçenek.
  2. Ortam sesi. Çok kısık bir kahverengi gürültü ya da yağmur, çevredeki konuşmaların anlamını bulanıklaştırabiliyor. Sesi, yanımdaki biri konuşsa duyabileceğim kadar düşük tutuyorum.
  3. Sessiz saatler. Takımla ya da yöneticiyle konuşup günün belli saatlerini "sessiz çalışma" olarak ayırmak. Her yerde mümkün olmuyor, ama bazı ekipler bunu seviyor.
  4. Konuşmaları yönlendirmek. Uzun konuşmalar için toplantı odasına ya da ortak bir alana geçmeyi önermek, hem benim hem başkalarının işini kolaylaştırabiliyor.

Kulaklıkla ilgili bir not: Uzun süre yüksek sesle kullanmak kulağı yorabilir; sesi kısık tutmak ve arada kulaklıksız zaman bırakmak iyi geliyor. İşitmenle ilgili endişen varsa bir uzmana danış. Ayrıca kulaklık kimi ortamlarda sosyal olarak yanlış anlaşılabiliyor; "ulaşılmaz" gibi algılanabiliyor. Bu yüzden bazen kısa bir cümleyle ne yaptığımı açıklamak işe yarıyor.

Başkalarının da kulağı var

Bu ortamda ses sadece bana gelmiyor; ben de başkalarına ses yayıyorum. Kendi telefon görüşmelerimi, klavye vuruşlarımı, kahkahamı düşününce, sorunun iki yönlü olduğunu hatırlıyorum. Uzun bir görüşmeyi ortak alanda yapmak yerine kapalı bir odaya taşımak ya da sesimi biraz kısmak, bana da iyi geliyor; çünkü o zaman başkalarından da aynı nezaketi isteyebilmek daha doğal oluyor. Bu karşılıklılık, ekipte "sessiz saatler" gibi bir konuşmayı açmayı da kolaylaştırıyor.

Masa konumu ve ışık: görüş alanını yönetmek

Masa seçimi şansa kalmışsa yapacak şey azalıyor, ama bir seçeneğin varsa bazı ayrıntılar fark yaratabiliyor:

  • Duvara ya da bölmeye yakın bir yer. Görüş alanımın bir kısmının kapalı olması, hareket eden şeyleri azaltıyor. Bende arkamdan gelenleri görmemek de bazen rahatlatıyor, bazen tam tersi; hangisinin sana uyduğunu denemelisin.
  • Geçiş yollarından uzak bir köşe. Mutfak, yazıcı, toplantı odası kapısı gibi hareketli noktalardan uzak durmak.
  • Pencere yanı. Gün ışığı birçok kişiye iyi geliyor; ama güneşin ekrana vurması rahatsız ediyorsa perde ya da yön değiştirme gerekebilir.
  • Küçük bir bölme ya da raf. Masanın iki yanına yerleştirilmiş basit bir ayraç bile görsel kalabalığı kesebiliyor.

Işık konusunda ofis genelde bana pek hak tanımıyor. Yine de yapabileceklerim var: Ekran parlaklığını ortam ışığına yaklaştırmak, mümkünse masa lambası kullanmak ve doğrudan başımın üstündeki parlak lambadan uzak durmak gibi. Göz yorgunluğu ya da baş ağrısı sıksa, bu ortam düzenlemesinin ötesinde bir konu olabilir; bir göz doktoruna ya da doktora danışmak iyi olur.

Kesintilerle başa çıkmak: net işaretler

Bir kesintinin bedeli sadece bölünen o saniye değil; işe dönmek. Bunu azaltmak için basit işaretler denedim:

  • Kulaklık takılıysa "şimdi meşgulüm" demek. Bunu önceden takıma söylemek gerekiyor ki yanlış anlaşılmasın.
  • Masada küçük bir işaret. Bir not, bir nesne ya da ekranda belirli bir renk. "Odaklanma bloğundayım, yarım saat sonra bakarım" gibi.
  • Kesintiyi erteleme cümlesi. Biri geldiğinde "Şu işi bitirmem otuz dakika sürecek, sonra konuşalım mı?" demek. Başta tuhaf geliyor, ama çoğu zaman kimse alınmıyor.
  • Mesajla gelmeyi teşvik etmek. Acil olmayan şeyleri yazılı iletmelerini istemek, işime geri dönüşü kolaylaştırıyor.

Her ekip bu ayrımlara aynı şekilde yanıt vermiyor. Bazı ortamlarda "her an ulaşılabilir olmak" bir beklenti ve o zaman denge kurmak zor.

İhtiyacını yöneticinle konuşmak

Ortamı kendi başına değiştiremediğinde, konuşmak bir seçenek. Burada dikkat ettiğim birkaç şey:

  • Somut ol. "Gürültü beni rahatsız ediyor" yerine "Öğleden önce kulaklıkla çalışırsam daha derinlemesine iş yapabiliyorum" demek daha kolay anlaşılıyor.
  • Çözüm öner. Sessiz bir masa, belirli saatlerde bir toplantı odası, haftanın bir günü evden çalışmak gibi.
  • Deneme süresi öner. "İki hafta deneyip sonucu konuşalım" demek, karşı tarafın "evet" demesini kolaylaştırıyor.
  • DEHB'ni söylemek zorunda değilsin. Söylemek ya da söylememek tamamen kişisel bir karar. Bunun riskleri ve faydaları iş yerine ve ilişkilere göre değişiyor; yöneticinle konuşmadan önce bunu düşünmek mantıklı.

Hukuki ya da yasal haklarla ilgili bir şey söylemeyeceğim; bunlar iş yerine, ülkeye ve duruma göre değişiyor. Bu konuda net bilgi için ilgili kurumlara ya da bir uzmana danışmak gerekir.

Her şey ayarlanamıyorsa

Bazen ne kulaklık izni var, ne başka bir masa, ne de bir toplantı odası. O zaman kendime küçük "nefes alanları" yaratıyorum:

  • İki yoğun blok arasında beş dakikalık bir yürüyüş.
  • Öğle arasının bir kısmını sessiz bir yerde geçirmek, mümkünse dışarıda.
  • Çok yoğun işler için erken ya da geç saatleri kullanmak; ofis sakinken.
  • Gün sonunda "bugün ne kadar yük vardı?" diye bakmak ve ertesi gün hafifletmek.

Bunlar kusursuz çözümler değil. Gün içinde yorulmam, eve sessiz dönmem ve akşamı yavaş geçirmem gerekiyor; bunu kendime bir zayıflık gibi yazmamaya çalışıyorum.

Kendime not

Açık ofiste odaklanamıyorsam, bu benim eksikliğim değil; ortamın bana verdiği yükle ilgili. Küçük ayarlar, dürüst bir konuşma ve yeterince mola, onu hafifletebiliyor ama her şeyi çözmüyor. Aylardır kendini sürekli bunalmış hissediyorsan, bunu bir psikiyatriste ya da psikoloğa anlatmak da iyi bir adım.

Sık sorulanlar

Açık ofiste odaklanmak neden bu kadar zor?

Çünkü ses, hareket ve ışık aynı anda birçok yönden geliyor; başkalarının konuşmaları anlam taşıdığı için beynin filtrelemesi zorlaşıyor. DEHB'li biri için bu yük daha ağır hissedilebiliyor.

İşyerinde kulaklık kullanmak mantıklı mı?

Birçok kişi için ortam gürültüsünü azaltan bir seçenek. Ama iş yerinin kuralları ve ekibin ihtiyaçları farklı olabilir; önce nasıl çalıştığını anlamak ya da yöneticiyle konuşmak iyi olur.

Yöneticime ortam ihtiyaçlarımı nasıl anlatabilirim?

Somut ve çözüm odaklı olmak yardımcı olur: 'Şu saatlerde kulaklıkla çalışırsam daha verimli ilerliyorum' gibi. DEHB'ni söylemek ya da söylememek kişisel bir karar ve zorunlu değil.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir