İhtiyaç mı istek mi? DEHB'li bir beynin en zor sorusu

İhtiyaç mı istek mi ayrımı DEHB'de neden bulanıklaşıyor? İsteklerimi suçlamadan ayırt etmek için kendime sorduğum soruları ve gri alanları paylaşıyorum.

· · 5 dk okuma

“İhtiyacım var” cümlesini bir gün içinde kaç kez kurduğumu saymaya başladığımda şaşırdım. Yeni bir kulaklığa ihtiyacım vardı. Daha iyi bir ajandaya ihtiyacım vardı. O ışıklı masa lambasına kesinlikle ihtiyacım vardı. Gün bitmeden, listem bir alışveriş sepetine dönüşmüştü.

Sonra kendime basit ama rahatsız edici bir soru sordum: Bunlar gerçekten ihtiyaç mı, yoksa istek mi? İhtiyaç mı istek mi ayrımı kâğıt üzerinde kolay görünse de DEHB'li beynimde bu çizgi sürekli bulanıklaşıyordu. Bu yazıda o bulanıklığı, isteklerin neden düşman olmadığını ve ayrım yapmama yardımcı olan soruları anlatıyorum.

Kısaca: DEHB'de bir şeyi istediğin an, o istek çok acil ve gerekli hissettirebiliyor; bu yüzden ihtiyaç ile istek arasındaki çizgi bulanıklaşıyor. Bende işe yarayan, istekleri yasaklamak yerine onları tanımak, kendime birkaç sabit soru sormak ve hem ihtiyaç hem istek olan gri alanları kabul etmek oldu.

İhtiyaç mı istek mi ayrımı neden bulanıklaşıyor?

Genel tanım basit: İhtiyaç, hayatı sürdürmek ya da sorumlulukları yerine getirmek için gerekli olan; istek ise hayatı güzelleştiren ama olmadan da idare edilebilecek olan. Ama gerçek hayatta, özellikle de DEHB'li bir beyinde, bu tanım pek dayanmıyor.

Benim deneyimimde mesele isteğin yoğunluğu. Bir şeyi istediğim an, o istek bütün zihnimi kaplıyor. Ve bir şey bu kadar güçlü hissettirdiğinde, beynim onu “gerekli” diye etiketliyor. Aciliyet hissi, ihtiyaç hissiyle karışıyor.

Bir de çözüm vaadi var. Pek çok ürün, DEHB'li birinin zorlandığı bir şeyi çözeceğini vaat ediyor: daha iyi bir ajanda dağınıklığı, daha iyi bir kulaklık dikkat dağınıklığını, daha güzel bir masa odaklanmayı. Bu vaatler bir isteği kolayca ihtiyaç gibi gösterebiliyor. “Bunu alırsam nihayet düzenli olacağım” düşüncesi çok ikna edici.

Zaman algısı da işin içinde. “Şimdi lazım” hissi, “bir hafta sonra da alabilirim” ihtimalini görünmez kılıyor. DEHB'de “sonra” çoğu zaman “asla” gibi hissettiriyor, bu yüzden beklemek bir kayıp gibi geliyor.

Sosyal medya da bu bulanıklığa katkıda bulunuyor. Başkalarının masalarını, sabah rutinlerini, düzenli raflarını izledikçe, onların sahip olduğu şeyler bana bir eksiklik gibi görünmeye başlıyor. Bir başkasının hayatındaki istek, benim zihnimde kolayca bir ihtiyaca dönüşebiliyor.

İstekler düşman değil

Uzun süre isteklerimi bir zayıflık belirtisi gibi gördüm. Bir şeyi sadece istediğim için almak, kendimi kontrol edemediğimin kanıtıydı sanki. Bu bakış açısı beni ya her isteği bastırmaya ya da bastıramadığımda büyük bir suçluluğa itti.

Oysa istekler hayatın keyifli bir parçası. Güzel bir kitap, sevdiğim bir kahve, rahat bir kazak. Bunlar hayatta kalmak için gerekli değil ama hayatı yaşanır kılan şeylerden. Sorun isteklerin varlığı değil; onların plansızca ve sık sık ihtiyaçların önüne geçmesi.

Bu ayrımı yaptığımda bütçemde isteklere de bilinçli bir yer açtım. İsteklerin meşru olduğunu kabul edince, onları gizli gizli tatmin etme ihtiyacım azaldı. Her isteği bir sınav gibi görmek yerine, hangisini seçeceğime karar verir oldum. Seçmek, yasaklamaktan çok daha hafif bir duygu.

İsteklerle barışmak, onları küçümsememeyi de içeriyor. Bir isteğin altında çoğu zaman gerçek bir ihtiyaç yatıyor: dinlenmek, kendini ödüllendirmek, yeni bir şey öğrenmek, güzel şeylerle çevrili olmak. Ürün, o ihtiyaca verilebilecek cevaplardan sadece biri. Bazen başka cevaplar da bulabiliyorum; bazen de ürün gerçekten en iyi cevap oluyor.

Kendime sorduğum sorular

Bir şeyi almak istediğimde, ihtiyaç mı istek mi olduğunu anlamak için kendime birkaç soru soruyorum. Bunlar kesin cevaplar vermiyor ama düşünmeme alan açıyor:

  1. Bu olmasa ne olur? Hayatım, işim ya da sağlığım gerçekten zorlaşır mı, yoksa sadece biraz daha az keyifli mi olur?
  2. Elimde bu işi gören bir şey var mı? Evde benzer bir şey var mı, ödünç alabileceğim biri var mı?
  3. Bu isteği ne zamandır taşıyorum? Birkaç dakika mı, birkaç hafta mı? Uzun süredir aklımdaysa, muhtemelen daha derin bir karşılığı var.
  4. Bu şey bir sorunu mu çözecek, yoksa çözeceği hissini mi veriyor? Yeni bir ajanda planlama sorunumu çözer mi, yoksa sadece çözme heyecanı mı verir?
  5. Şu an ne hissediyorum? Sıkılmış, yorgun ya da üzgünsem, istek aslında o duyguya verilmiş bir cevap olabilir.

Bu soruları bir notta tutuyorum, çünkü istek anında aklıma gelmeleri neredeyse imkânsız. Hepsini sormama da gerek yok; çoğu zaman bir tanesi yetiyor. Benim favorim dördüncüsü, çünkü en çok o soru beni kendi heyecanımla yüzleştiriyor.

Gri alan: hem ihtiyaç hem istek olan şeyler

Bazı şeyler net bir şekilde iki kategoriden birine girmiyor. DEHB'li hayatta bu gri alan özellikle geniş. Örneğin gürültüyü azaltan bir kulaklık birine göre lüks olabilir; bana göre ise odaklanmanın önündeki engellerden birini kaldıran bir araç.

Bu tür durumlarda kendime şunu soruyorum: Bu şeyi gerçekten kullanacak mıyım ve bu kullanım hayatımda gözle görülür bir fark yaratacak mı? Cevap evetse, o şey benim için hem ihtiyaç hem istek olabilir ve bunda bir sorun yok.

Ama dürüst olmak gerekirse, bu gri alanı bazen kendi isteklerimi haklı çıkarmak için de kullanıyorum. “DEHB'm için gerekli” cümlesi bazen gerçekten doğru, bazen ise güzel bir bahane. Aradaki farkı anlamanın en iyi yolu biraz beklemek. Gerçekten işime yarayacak bir şey, birkaç gün sonra da aynı derecede mantıklı görünüyor.

Bir de daha önce aldığım çözüm vaatli ürünlere bakıyorum. Kaç tanesini gerçekten kullanıyorum? Çekmecede bekleyen planlayıcılar, yarım kalmış defterler, bir iki kez kullanılmış aletler. Bu küçük envanter, yeni bir vaat karşısında biraz daha temkinli olmamı sağlıyor.

Bir ay boyunca not tutmak bana ne öğretti?

Bir dönem, aldığım her şeyin yanına küçük bir harf koymayı denedim: İ ihtiyaç, S istek, G gri alan. Bu bir bütçe tablosu değildi; telefonumdaki notlara düşülen kısa işaretlerdi. Ay sonunda bu harflere baktığımda ilginç bir tablo çıktı.

İhtiyaç olarak işaretlediğim şeylerin bir kısmı, geriye dönüp bakınca aslında istekti. Ama tersi de oldu: İstek diye suçluluk duyduğum bazı şeylerin gündelik hayatımı gerçekten kolaylaştırdığını gördüm. İsteklerimin belli günlerde, özellikle yorgun ve sıkılmış olduğum akşamlarda yoğunlaştığını da fark ettim.

Bu notlar bana bir yargı değil, bir harita verdi. Artık hangi saatlerde, hangi ruh hallerinde istek ile ihtiyacı daha çok karıştırdığımı biliyorum. O saatlerde kendime biraz daha nazik ama biraz daha dikkatli davranıyorum. Bu deneyi sen de yapabilirsin; tek kural, harfleri koyarken kendini azarlamamak.

Sana küçük bir not

İhtiyaç mı istek mi sorusu, tek bir doğru cevabı olan bir sınav sorusu değil. Bazen istekler de değerlidir, bazen ihtiyaçlar biraz bekleyebilir. Önemli olan bu soruyu sorabilecek kadar durabilmek.

Bir dahaki sefere “buna ihtiyacım var” dediğinde, sadece bir saniyeliğine dur ve kendine sor: İhtiyaç mı, istek mi, yoksa ikisi birden mi? Cevap ne olursa olsun, o kısa durak kararı sana geri veriyor. Ve bu, almak ya da almamaktan daha önemli bir şey.

Sık sorulanlar

İhtiyaç ile istek arasındaki fark nedir?

Genel olarak ihtiyaç, hayatını sürdürmek ya da sorumluluklarını yerine getirmek için gereken şeyler; istek ise hayatını güzelleştiren ama olmadan da idare edebileceğin şeyler. Gerçek hayatta bu çizgi çoğu zaman bulanık.

İstekler için para harcamak yanlış mı?

Hayır. İstekler hayatın keyifli bir parçası. Sorun isteklerin kendisi değil, onların plansızca ve sık sık ihtiyaçların önüne geçmesi.

DEHB'liler neden ihtiyaç ile isteği karıştırır?

DEHB'de bir şeyi istediğin an, o istek çok acil ve gerekli hissettirebiliyor. Anlık yoğunluk bir “şimdi lazım” duygusu yaratıyor ve bu da ayrımı zorlaştırıyor.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir