DEHB ilaçları ve damgalanma: önyargıları konuşmak

DEHB ilaçları ve damgalanma çoğu zaman yan yana gelir. Tıbbi tavsiye vermeden önyargıların nereden geldiğini ve kararın kime ait olduğunu anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Bir sohbetin ortasında biri “DEHB ilacı mı? Onlar bağımlılık yapmıyor mu?” diye soruyor. Masadaki herkes bir an duruyor. Soruyu soran meraklı, belki biraz endişeli. Ama sorunun içinde, yıllar boyunca biriken bir sürü önyargı da saklı. DEHB ilaçları ve damgalanma, sanki birbirine sıkı sıkı bağlanmış iki ip gibi.

Bu yazıda bu ipi biraz çözmeye çalışacağım. Ama önce çok net bir şey söylemem gerekiyor: ben doktor değilim ve burada ilaçların güvenli olup olmadığı, işe yarayıp yaramadığı ya da kimin kullanması gerektiği hakkında hiçbir şey söylemeyeceğim. Kendi kullanımımla ilgili de bir şey anlatmayacağım. Konuşmak istediğim şey ilaçların kendisi değil, onların etrafında dönen önyargılar ve bu önyargıların insanlara neye mal olduğu.

Kısaca: DEHB ilaçları ve damgalanma çoğu zaman bir arada konuşulur. İlaçlarla ilgili gerçek soruların yeri doktor odasıdır; çevredeki önyargılar ise çoğu zaman bilgiden değil, irade mitlerinden ve korkulardan beslenir. İlaç kullanıp kullanmama kararı, kişinin kendisi ve doktoru arasında verilir.

Önce sınırımı çizeyim

Bu konuda yazmak benim için zor, çünkü çizgiyi doğru yerde tutmak istiyorum. Bir yanda, insanların ilaçla ilgili kaygılarını “saçmalık” diye geçiştirmek istemiyorum. Bu kaygıların bazıları gerçek ve cevaplanmayı hak ediyor. Öbür yanda, bu kaygıları tıbbi bilgiye dönüştürmeye de yetkim yok.

O yüzden bu yazıda ayırt etmeye çalıştığım şey şu: soru ile önyargı arasındaki fark. “Bu ilacın yan etkileri neler?” bir sorudur ve cevabı doktordadır. “İlaç kullananlar zayıftır” ise bir önyargıdır ve cevabı hiçbir tıbbi literatürde değil, bizim bakış açımızdadır.

Soruların yeri doktor odası. Önyargıların yeri ise bence bu tür sohbetler; onları görünür kılmak, üzerine konuşmak ve yavaş yavaş çözmek.

En sık karşılaşılan önyargılar

İnsanların DEHB ilaçları hakkında söyledikleri bazı cümleler var ki, neredeyse her sohbette karşıma çıkıyor. Bunları tek tek ele almak istiyorum, ama tıbbi bir cevap vererek değil, cümlenin içindeki varsayımı göstererek:

  1. “O ilaçlar insanı bağımlı yapar.” Bu, ciddi bir soru olarak sorulabilir ve sorulmalı. Ama cevabı komşunda, forumda ya da bir haber başlığında değil; seni değerlendiren doktorda.
  2. “İlaçla kişiliğin değişir.” Bu kaygı da anlaşılır. Ama bunu genelleyerek söylemek, her insanın deneyiminin farklı olduğunu görmezden gelir. Böyle bir kaygın varsa, doktoruna sormak en doğru adım.
  3. “Gerçekten isteseydin ilaçsız da yapardın.” Bu cümle bir soru değil, bir yargı. Bir sağlık durumunu irade meselesine indiriyor.
  4. “Çocukken yoksa şimdi neden var?” Bu cümle, yetişkinlikte tanı alan birçok kişinin karşılaştığı bir kuşku. Ama tanının ne zaman konduğu, durumun ne zaman başladığı anlamına gelmiyor.
  5. “Bu bir tür doping.” Bu benzetme, bir sağlık durumunun tedavisini haksız bir avantajla eşitliyor. Tedavi kararının bir hekim tarafından verildiğini görmezden geliyor.
  6. “Herkes biraz dağınık, ilaca ne gerek var?” DEHB'yi gündelik dağınıklıkla eşitlemek, gerçekten zorlanan insanların deneyimini görünmez kılıyor.

Bu cümlelerin hepsi kötü niyetle söylenmiyor. Çoğu zaman bilgi eksikliğinden, bazen de gerçek bir endişeden geliyor. Ama niyet ne olursa olsun, dinleyen kişiye bıraktığı etki ağır olabiliyor.

DEHB ilaçları ve damgalanma: neden bu kadar yapışkan?

Bu önyargıların neden bu kadar kolay yayıldığını ve neden bu kadar zor değiştiğini düşündüğümde, birkaç neden öne çıkıyor.

İlki, DEHB'nin görünmez bir durum olması. Kırık bir kolu herkes görür; ama dikkat düzenlemede yaşanan zorluk dışarıdan görünmez. Görünmeyen bir şey için tedavi almak, bazı insanlara gereksiz ya da abartılı gelebiliyor.

İkincisi, irade miti. Toplumda yaygın bir inanç var: yeterince çabalarsan her şeyin üstesinden gelebilirsin. Bu inanç bazı durumlarda motive edici olabilir ama bir sağlık durumuna uygulandığında, insanları suçlu hissettiren bir araca dönüşüyor.

Üçüncüsü, ruh sağlığı ilaçlarına dair genel bir çekince. Bedensel bir rahatsızlık için ilaç kullanmak olağan karşılanırken, ruh sağlığıyla ilgili ilaçlar daha fazla şüpheyle karşılanabiliyor.

Son olarak da bilgi kirliliği. İnternette, sosyal medyada ve medyada çelişkili, abartılı ya da bağlamından koparılmış bilgiler kolayca yayılıyor. Bunlar da önyargıları besliyor.

Damgalanmanın gerçek bedeli

Damgalanma sadece kötü hissettiren bir şey değil; insanların sağlık kararlarını da etkileyebiliyor. Önyargılar yüzünden insanlar:

  • Doktora gitmeyi erteleyebiliyor ya da hiç gitmeyebiliyor.
  • İlaçla ilgili sorularını doktora sormaktan çekinebiliyor.
  • Tedavi kararlarını çevrelerinden saklayabiliyor ve bu yüzden destek alamayabiliyor.
  • Doktorlarıyla konuşmadan tedavilerini kendi başlarına değiştirebiliyor ya da bırakabiliyor.
  • Yaşadıkları zorluklar yüzünden kendilerini daha da suçlu hissedebiliyor.

Bu sonuçların her biri, önyargının sadece bir “fikir” olmadığını gösteriyor. Önyargı, insanların ihtiyaç duydukları desteğe ulaşmasının önünde gerçek bir engel olabiliyor.

İçimizdeki önyargı

Damgalanmanın en sinsi hâli bence dışarıdan değil, içeriden gelen. Yıllarca duyduğumuz cümleler bir noktada kendi sesimize dönüşebiliyor. “Bir ilaca ihtiyaç duyuyorsam demek ki yeterince güçlü değilim” ya da “Bunu kendi başıma halledebilmeliydim” gibi düşünceler, kimse bir şey söylemese bile kafamızda dönebiliyor.

Bu iç sesi fark etmek ilk adım. Ona hemen inanmak yerine, “Bu düşünce nereden geliyor?” diye sormak işe yarayabilir. Çoğu zaman cevap, bir zamanlar duyduğumuz bir cümle ya da toplumda dolaşan bir mit oluyor.

Kendi tedavi kararına dair kaygıların varsa, onları bastırmak yerine doktoruna söylemek iyi bir yol. “Bu konuda kendimi suçlu hissediyorum” demek, görüşmenin en dürüst anlarından biri olabilir. Bu duygu da tedavi sürecinin konuşulabilir bir parçası.

Yorumlara karşı kendini korumak

Çevrenden bu tür yorumlar geliyorsa, onlarla nasıl başa çıkacağını bilmek işini kolaylaştırabilir. Benim önerebileceğim birkaç yol:

  • Herkese açıklama yapmak zorunda değilsin. Sağlık bilgin sana ait. Kimle ne kadarını paylaşacağına sen karar verirsin.
  • Kısa ve net cevaplar hazırla. “Bu benim ve doktorumun verdiği bir karar” gibi bir cümle, uzun tartışmalara girmeden sınırını çizmeni sağlar.
  • Meraklı soruları ayırt et. Bazı insanlar gerçekten öğrenmek istiyor. Onlara anlatmak istersen anlatabilirsin; istemezsen bu da senin hakkın.
  • Kendi kaygılarını başkalarının yorumlarıyla karıştırma. Bir yorum seni endişelendirdiyse, o endişeyi doktoruna götür.
  • Destek ara. Benzer şeyler yaşayan insanlarla konuşmak ya da bir uzmandan destek almak, bu yorumların ağırlığını azaltabilir.

Unutma, bir önyargıyla karşılaştığında onu düzeltmekle yükümlü değilsin. Bazen sadece uzaklaşmak, kendini korumanın en iyi yolu olabilir.

Kapanırken

DEHB ilaçları ve damgalanma üzerine konuşmak, bence sadece ilaçlarla ilgili bir konuşma değil. Görünmeyen zorluklara nasıl baktığımızla, birbirimize ne kadar alan açtığımızla ilgili bir konuşma.

İlaç kullanmak ya da kullanmamak, kişinin kendisi ve doktoru arasında verilen bir karar. Bu kararın dışında kalan herkesin görevi, yargılamak değil; gerekiyorsa sormak, dinlemek ve saygı duymak. Sen de bu kararı verirken çevrendeki seslerden çok, kendi sorularına ve doktorunun değerlendirmesine kulak ver.

Sık sorulanlar

DEHB ilacı kullanmak zayıflık mı?

Hayır. Bir sağlık durumu için doktorunla birlikte bir tedavi kararı vermek, irade ya da karakterle ilgili değildir.

DEHB ilaçlarıyla ilgili kaygılarım varsa ne yapmalıyım?

Kaygılarını yazıp doktoruna sormak en sağlıklı yol. İnternetteki yorumlar ya da çevrenin görüşleri, seni takip eden hekimin değerlendirmesinin yerini tutmaz.

Çevremdekiler ilaç kullandığım için beni yargılıyorsa ne yapabilirim?

Herkese açıklama yapmak zorunda değilsin; sağlık bilgini kimle ne kadar paylaşacağına sen karar verirsin. Bu yargılar seni çok zorluyorsa bir uzmandan destek almak da iyi gelebilir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir