Dürtüsel alışveriş: durdurmak yerine yavaşlatmayı denemek

Dürtüsel alışveriş isteğini bastırmak yerine yavaşlatmayı öğrendim. DEHB'li bir beyin için işe yarayan sürtünme yollarını ve o anki soruları paylaşıyorum.

· · 5 dk okuma

Parmağım ekranın üstünde, “Siparişi tamamla” butonundan birkaç milimetre yukarıda asılı duruyor. Ürünü beş dakika önce gördüm. Ne kadar ihtiyacım olduğunu tartmadım, sadece “bu tam bana göre” dedim. O birkaç milimetre, dürtüsel alışveriş ile bilinçli bir seçim arasındaki bütün mesafe.

Uzun süre bu mesafeyi irade gücüyle kapatmaya çalıştım. “Bir daha yapmayacağım” sözleri verdim, alışveriş orucu ilan ettim. Hepsi birkaç gün sürdü, sonra bir akşam yorgun düştüğümde hepsi birden çöktü. Bir noktada başka bir soru sormaya başladım: Ya amacım durdurmak değil de yavaşlatmaksa?

Kısaca: DEHB'de dürtüsel alışverişi tamamen durdurmaya çalışmak çoğu zaman yasak ve isyan döngüsüne dönüşüyor. Bende işe yarayan, istek ile ödeme arasına küçük engeller koymak ve o kısa arada kendime birkaç basit soru sormak oldu. Amaç hiç almamak değil, kararı dürtünün elinden geri almak.

Dürtüsel alışveriş neden DEHB'de daha sık oluyor?

DEHB'nin dürtü kontrolünü, zaman algısını ve ödülle kurulan ilişkiyi etkileyebildiği biliniyor. Bende bunun alışverişteki karşılığı çok net: Bir şeyi istediğim an, o istek şimdiki zamanın tamamını kaplıyor. “Sonra düşünürüm” diye bir seçenek yokmuş gibi geliyor.

Bir de yenilik meselesi var. Yeni bir ürün beynime kısa ama parlak bir heyecan veriyor. Sıkıldığım, bunaldığım ya da önemli bir işten kaçtığım anlarda o heyecan, bir fincan kahve gibi iyi geliyor. Kargonun yolda olduğunu bilmek bile küçük bir ödül.

Modern alışveriş de bu eğilime adeta göre tasarlanmış. Tek dokunuşla ödeme, kayıtlı kartlar, “bunu alanlar şunu da aldı” önerileri, gece yarısı gelen kampanya bildirimleri. İstek ile ödeme arasındaki yol neredeyse sıfıra inmiş durumda. DEHB'li bir beyin için bu, yokuş aşağı bisiklet sürmek gibi: Fren var ama devreye girmesi zaman alıyor.

Bazen de dürtüsellik tek bir hızlı tıklama olarak değil, uzun bir araştırma tüneli olarak geliyor. Bir ürün hakkında saatlerce yorum okuyorum, modelleri karşılaştırıyorum, videolar izliyorum. Sonunda o kadar emek harcamış oluyorum ki almamak, bütün o zamanı boşa harcamışım gibi hissettiriyor. Bu da dürtünün daha sinsi bir hali: Düşünüyormuş gibi yapıp aslında çoktan karar vermiş olmak.

Durdurmak yerine neden yavaşlatmak?

Kendime tam yasak koyduğum her dönemi hatırlıyorum. İlk günler gururlu geçiyor. Sonra bir akşam, yorgun ve sıkılmış bir halde, “zaten bozdum” diyerek bir değil birkaç şey birden alıyorum. Yasak ne kadar katıysa, kırıldığında bıraktığı enkaz o kadar büyük oluyor.

Yavaşlatmak ise başka bir şey söylüyor: “Alabilirsin, ama şimdi değil; biraz sonra ve biraz daha bilerek.” Bu cümle beynimin isyankâr tarafını tetiklemiyor. Kimse bana hayır demiyor, sadece biraz beklemem rica ediliyor.

Bekleme gerçekten işe yarıyor çünkü dürtünün bir yarı ömrü var. O parlak istek çoğu zaman birkaç saat ya da birkaç gün içinde sönüyor. Sönmüyorsa da bu, o şeyin gerçekten istediğim bir şey olduğuna dair iyi bir işaret oluyor. İki durumda da kazanan ben oluyorum.

Arada mesafe yaratmak: sürtünme ekleme yolları

Sürtünme, bir davranışı biraz zorlaştıran küçük engeller demek. Alışverişte kullandığım sürtünmeler şunlar:

  1. Kayıtlı kartları silmek. Her alışverişte kart bilgilerini yeniden girmek can sıkıcı. İşte bu can sıkıntısı tam da istediğim şey.
  2. Uygulamaları ana ekrandan kaldırmak. Silmiyorum, sadece bir klasörün derinlerine itiyorum. Sıkıldığımda parmağım otomatik olarak oraya gitmiyor.
  3. Bildirimleri kapatmak. Kampanya, indirim, “sepetinde ürün kaldı” bildirimleri benim için birer davetiye. Hepsini kapattım.
  4. Bültenlerden çıkmak. E-posta kutusundaki indirim mailleri, ben aramadan bana alışveriş fikri getiriyordu.
  5. Sepette bekletmek. Listemde olmayan her şey önce sepette ya da bir notta bekliyor. Bir iki gün sonra tekrar bakıyorum.
  6. Gece kuralı. Gece geç saatte hiçbir şey satın almıyorum. Yorgunluk, dürtü frenimin ilk bozulduğu yer.

Bunların hepsini birden uygulamana gerek yok. Ben de bir anda kurmadım. Önce bildirimleri kapattım, birkaç hafta sonra kayıtlı kartları sildim. Her biri ayrı bir küçük kapı gibi; birini kapatmak bile fark yaratıyor.

Fiziksel mağazalarda da benzer bir mantık işliyor. Sepet ya da araba almak yerine ürünleri elimde taşımayı tercih ediyorum; ellerim dolunca alışveriş de kendiliğinden bitiyor. Mümkünse alışverişe bir listeyle gidiyorum ve listede olmayan bir şey gözüme çarptığında fotoğrafını çekip yerine bırakıyorum. Fotoğraf, “bunu kaybetmedim, sonra bakabilirim” hissi verdiği için bırakmak daha kolay oluyor.

O anda kendime sorduğum üç soru

Sürtünme bana zaman kazandırıyor. O kazandığım kısa zamanda da kendime üç soru soruyorum. Bunları telefonumun not uygulamasında sabit tutuyorum, çünkü o anda aklıma kendiliğinden gelmeleri pek olası değil.

Şu an ne hissediyorum? Sıkılmış mıyım, yorgun muyum, bir şeyden kaçıyor muyum? Çoğu zaman cevap üründen çok o anki halimle ilgili çıkıyor.

Bu şey bir hafta sonra hayatımın neresinde olacak? Bu soru, alışverişin heyecanını ürünün gerçek hayatıma taşınmasından ayırmama yardım ediyor. Bazen cevap net: Her gün kullanacağım. Bazen de dürüst olmak gerekirse: Bir çekmecede.

Evde benzeri var mı? DEHB'li biri olarak elimde ne olduğunu her zaman bilmiyorum. Bu soru, aynı şeyi ikinci kez almamı birkaç kez engelledi.

Bu soruların doğru bir cevabı yok. Amaç kendimi sorguya çekmek değil, otomatik pilottan çıkıp birkaç saniyeliğine kokpite dönmek. Bazen soruları sorup yine de alıyorum, ve bu da sorun değil. En azından karar artık benim.

Yine de aldıysan ne yapmalı?

Bütün bu düzenlere rağmen bazen yine plansız bir şey alıyorum. Eskiden bu anlar uzun bir iç hesaplaşmaya dönüşürdü. Şimdi daha sade bir yol izliyorum.

Önce iade seçeneğine bakıyorum. Gerçekten istemediğim bir şeyse ve iade mümkünse, son tarihi hemen takvime yazıyorum, çünkü iade süresini kaçırmak benim klasiğim. Sonra kendime “neydi bu?” diye soruyorum: Hangi duygu, hangi saat, hangi ortam? Bu küçük not, bir sonraki seferde örüntüyü fark etmemi kolaylaştırıyor.

Bu notları bir süre tuttuğumda ilginç bir tablo çıktı. Plansız alışverişlerimin çoğu akşam saatlerinde, uzun ve yorucu günlerin sonunda, genellikle tek başımayken olmuştu. Bu bilgi bana yeni bir yasak koymaktan çok daha fazla yardımcı oldu, çünkü artık o saatlere girerken kendimi biraz daha tanıyarak giriyorum.

En önemlisi de kendimi cezalandırmamak. Utanç, benim için bir sonraki dürtüsel alışverişin en güçlü tetikleyicilerinden biri. Kendime “yine mi?” diye çıkıştığımda değil, “tamam, oldu, devam ediyoruz” dediğimde daha az alışveriş yapıyorum.

Alışverişi durduramadığını, borçların büyüdüğünü ya da bu konunun gündelik hayatını ciddi biçimde zorladığını hissediyorsan yalnız kalma. Duygusal tarafı için bir psikolog ya da psikiyatrist, borç tarafı için bir finansal danışman iyi bir başlangıç noktası olabilir.

Kendime not

Dürtüsel alışveriş benim için hâlâ tanıdık bir misafir. Kapıyı hiç açmamayı başaramadım ama artık hemen içeri de almıyorum. Biraz bekletiyorum, biraz sohbet ediyorum, sonra karar veriyorum.

Bu yazıdan tek bir şey alacaksan şu olsun: Bugün sadece bir sürtünme ekle. Belki bir bildirimi kapat, belki bir kayıtlı kartı sil. Yavaşlamak, durmaktan çok daha kolay ve çok daha kalıcı.

Sık sorulanlar

Dürtüsel alışveriş bir hastalık mı?

Ara sıra plansız alışveriş yapmak oldukça yaygın ve tek başına bir hastalık sayılmaz. Ancak alışverişi durduramadığını, hayatını ve ilişkilerini zorladığını hissediyorsan bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak iyi olur.

Dürtüsel alışverişi hemen bırakmak mümkün mü?

Benim deneyimimde bir anda bırakmak yerine yavaşlatmak çok daha gerçekçi oldu. İstek ile ödeme arasına birkaç küçük engel koymak, kararı dürtünün elinden alıp sana geri veriyor.

Alışveriş uygulamalarını silmek işe yarar mı?

Bazı insanlar için evet. Ben tamamen silmek yerine ana ekrandan kaldırıp bildirimleri kapatmayı tercih ettim; gerektiğinde ulaşabiliyorum ama sıkıldığımda karşıma çıkmıyorlar.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir